7 Eylül 2015 Pazartesi

Bu akşam Vinyasa 1-2 ile başlıyoruz

Günaydın! Uzun bir aradan, güneşli bir yazdan sonra bu akşam 17.20-18.20 Nişantaşı Vinyasa 1-2 ile sezonun açılışını yapıyoruz. Bu sene Çarşamba Vinyasa 1'lerinde buluşamayacağımız için üzgünüm. Her şey değişiyor!

1 Eylül 2015 Salı

Esas Zenginlik

Kuzey Ege, Mayıs 2015
 “Esas zenginliği ne kadar çok deneyimlersek, pençemizi o kadar gevşetebiliriz. Bu esas zenginliğe her an ulaşılabilir. Bunun anahtarı kendini bırakmaktır: gökyüzündeki bir buluta kendini bırakmak, gri kanatlı ufacık bir kuşa kendini bırakmak, çalan telefonun sesine kendini bırakmaktır. Oldukları haliyle şeylerin içindeki yalınlığı görebiliriz.” PEMA CHÖDRÖN, Her Şey Darmadağın Olduğunda, ss. 102

Bu yaz okuduğum kitaplardan biri de PEMA CHÖDRÖN’ün “Her Şey Darmadağın Olduğunda” adlı kitabıydı. Hayatın çıkmazlarında, zor zamanlarında yaşanan deneyimlerin nasıl gerçek bir dönüşümün tetikleyicisi olabileceğini anlatıyor. Fark edersek, kabul edersek, izin verirsek…   

(Fotoğraf, Mayıs 2015'te çıktığımız Kuzey Ege bisiklet turumuzdan)

31 Ağustos 2015 Pazartesi

Wayne Dyer'a Veda Notu

Wayne Dyer kitapları, videoları, sözleri ve duruşuyla birçok insana ışık tutan bir ruhtu ve dokunduğu kalpler arasında benimki de var. Kişisel gelişim, bütüncül sağlık konularıyla ilgilenen herkesin duymuş olduğunu tahmin ettiğim bu isim, öğrendiğime göre ne yazık ki dün gece bu dünyadan ayrılmış. Ailesinin veda notu öyle zarif ki, paylaşmadan edemedim. Hem onun öğretileriyle henüz karşılaşmadıysanız, belki bu veda onunla tanışmanıza vesile olur diye düşünüyorum. Youtube’a adını yazdığınızda içinizdeki gücü hatırlatan, hayatın zarafeti ve sadeliğiyle buluşmaya davet eden sayısız videosunu bulabilirsiniz. Türkçeye çevrilmiş pek çok kitabı da var. Huzur içinde uyusun…

“Wayne gece itibariyle bedenini terk etti. O daima bir sonraki maceranın başlaması için sabırsız olduğunu dile getirir ve ölümden korkmazdı. Kalplerimiz kırık, ama onun diğer tarafın tadını nasıl çıkaracağını düşünerek gülümsüyoruz. Seni Sonsuza Dek Seviyoruz Baba / Wayne.” Dyer Ailesi

----
Wayne Dyer'ın THE SHIFT filmini Ürün'ün Yogaşala'da yaptığı bir gösterim sayesinde izlemiştik. Şimdi HAYHOUSE onu daha geniş kitlelere ulaştırmak için yayınlıyor: http://www.drwaynedyer.com/the-shift-movie

18 Ağustos 2015 Salı

YOGİ ÇAYI

Beni yogayla tanıştıran Ankara’daki küçük stüdyoda her ders sonrası yogi çayı içerdik ve seansın verdiği hafiflik ve açılmış algılarımla özenle hazırlanmış bu çayın tadına doyamazdım! Kan, bağırsak, sinir sistemi ve kemiklere iyi gelen, soğuk algınlığı, grip ve fiziksel güçsüzlük için birebir olan yoga çayının tarifini paylaşacağım şimdi. 

Bu sıcak havalarda biraz soğutup içmeyi de tercih edebilirsiniz ama unutmayın, ‘ayurveda’ dolaptan çıkan buz gibi içecekleri asla önermez, çünkü onlar sindirim ateşi ‘agni’nin düşmanıdır. Vücutta asit yapan kahve ve çayı, yogi çayıyla değiştirerek kendinizi besleyebilirsiniz. Seçim sizin!


YOGİ ÇAYI

300 ml su
2 dilim taze zencefil (tercihe bağlı)
3 karanfil
4 yeşil kakule (kırılmış)
3 tane karabiber
½ tarçın çubuğu
¼ çay kaşığı siyah çay (bir poşet çay kadar)
½ kap dolusu (125 ml) süt 
Bal (tercihe bağlı)

YAPILIŞI: Baharatları kaynayan suya ekleyin. 10-15 dakika kadar kaynatın. Ateşten alıp siyah çayı ekleyin. 1-2 dakika dinlenmeye bırakın. Bal ve süt ekleyerek servis yapın.

31 Temmuz 2015 Cuma

Thoreau’nun Bilgeliğe Daveti

“Zaman yalnızca içinde balık tuttuğum bir akarsu. Suyundan içerim ve içerken kumlu dibini görüp anlarım ne kadar sığ olduğunu. Cılız akıntısı kayıp gider ama kalır sonsuzluğu. Ah, daha derinden içebilsem! Gökyüzünde bir balığım ben, altımda çakıl gibi yıldızlar... Tekini bile saymaya yetmez muhasebem. Alfabenin ilk harfini bile bilmem. Doğduğum kadar bilge olmadığıma üzülürüm her dem.”  Nerede ve Ne İçin Yaşadım, Henry David Thoreau, Notos Kitap, s. 116



Okumalı, düşünmeli Thoreau’nun sözlerini. Sorgumalı tükettiklerimizi, kendimizi, kentleri yeniden var etmek için içimizdeki kadim bilgeliği. 

23 Temmuz 2015 Perşembe

SURYA’DAN PATANJALİ’YE YOGA

1. KİTAP: SURYA’DAN PATANJALİ’YE YOGA
Bora Ercan'ın 1. KİTAP: SURYA'DAN
PATANJALİ'YE YOGA adlı kitabı
Paloma Yayınevi'nden çıktı

Bora Ercan’ın kitabı çıktığı günden beri aklımda. Kapak tasarımıyla kalbimi baştan fetheden ve Bora Ercan adını gördüğümde zaten daha okumadan iyi bir referans kitabı olduğuna ikna olduğum bu yayın beni şaşırtmadı. Gerçekten iyi bir araştırmanın ürünü olan yoğun bir bilgi bombardımanı ve Türkiye’de büyük bir açığı kapatıyor. Çünkü popülist değil, yeni dönem kelimeleriyle yoga adına vaatlerde bulunmuyor. Yogayı bir kültür olarak el alıyor, Hint Uygarlığın’nın yazılı kaynaklarından yola çıkarak insanlığın bilgisi olarak yoga tarihini anlatıyor, hem de hiçbir şeyi dışarıda bırakmadan. “Yoga ezbere gelmez” diyerek her sayfada bu felsefeyi yeniden tanımlıyor. 

Ben bu kitabı sevdim, çünkü artık referans gösterebilecek Türkçe bir kaynağımız oldu. Bu kitap sayesinde, eğitmenlik eğitimimi aldığım sırada ilk kez duyduğum, zamanla daha bir aşina olduğum ve sonra Richard Freeman’ın “The Mirror of Yoga” kitabını (keşke o da Türkçe'ye çevrilse!) okuduktan sonra kafamda yerini bulan brahman ve atman kavramları, vedalar, upanishadlar, mahabharata, yoga sutraları, rishiler ya da raja yoga, bhagavad gita ile ilgili bilgilerin üzerine güzel bir cila çekilmiş gibi oldu. Ayrıca birçok yeni bilgi ve kavramla da tanıştım. İnsan daha çok öğrendikçe ne kadar az bildiğini o kadar çok fark ediyor.

Yoga dersleri esnasında ne zaman yetiyor bunları paylaşmaya, ne de konuşmak için öyle uygun bir ortam oluyor. Onun için eğer yoga sizin için de önemliyse, herhangi bir hobiden bir tık ötedeyse lütfen bu kitabı alın, okuyun, yaptığınız pratiğin hangi köklerden bugünlere geldiğini, nasıl bir evrim izlediğini ve şu anda bütün bu tarihsel sürecin neresinde olduğumuzu bilin.    

Çok kolay okunduğunu ve yalın bir dili olduğunu iddia edemem. Kimi zaman konudan uzaklaştıran kesitler ya da fazla detaylı tarihsel içerikler var. Öyle bir çırpıda okunabilecek gibi değil. Ama ben okurken bir kez daha dedim ki, iyi ki hayatımda yoga var, hayatımı değiştiren bu deneyime karşı içim sevgi ve şükranla doldu, altını çize çize bir hal oldum. 
Tavsiyemdir. Alınız. Okuyunuz. 

14 Temmuz 2015 Salı

Fransa'da Kundalini Yoga Kampı


Toprak elementi günü, Domaine Le Martinet, St. Michel Les Portes
2015 yılı hayatıma Kundalini Yoga ve Meditasyon Eğitmenlik Programı’nı getirmiş, Ocak ayında katıldığım ilk kamp ile daha önce ara sıra derslere girmekle yetindiğim bu öğretiye biraz daha yakından bakma fırsatı bulmuştum. 3 kamptan oluşan programın 2.aşaması 4-12 Temmuz 2015 tarihlerinde Fransa Alpleri’nde, doğanın ortasında konumlanmış olan Amrit Nam Sarovar Okulu'nda gerçekleşti. Yoga Şala uzmanlarından Zuhal Özyurt’un düzenlediği bu program sayesinde, Türkiye’den katılan 22 kişilik bir ekiple oradaydık.


Amrit Nam Sarovar, Kundalini Yoga Okulu, FRANSA

Mısır’dan Estonya’ya, İngiltere’den Fransa’ya, Hollanda’dan Almanya’ya ve Ürdün’e kadar dünyanın bir çok ülkesinden gelen yaklaşık 300 kişi ile birlikte dağlarda geçirdiğim bu hafta, belki de hayatımın en uzun haftalarından biriydi. Hem de o denli doğa düşkünü, çadırda kalmayı seven ve zor koşullara dayanıklı olduğunu düşünen biri olmama ya da kendimi böyle algılamama ragmen... Neyse ki zaman dediğimiz şey geçiyor da 4 Temmuz’da başlayan sürecin sonuna kadar gidip 12 Temmuz 2015 tarihine ulaşmayı ve böylece programın 2. modülünü tamamlamayı başardık. 

Dağlarda gerçekleşen bu zorlu eğitim süreci boyunca, her gece yıldızların altında uyuduk. Karta Singh ile zaman kavramının yitip gittiği dersler yaptık. Her sabah bir bilinmezliğe uyanarak teslim olmayı, zor koşulların içinden geçerek yine de var olmayı deneyimledik. Belki de aslında var olmak için hiçbir şeye, hatta neredeyse nefese bile ihtiyacımız olmadığını öğrenecek kadar sınırlarda dolaştık. 
Tüm eğitimlerin yapıldığı büyük çadırın önündeki gölet


KORKULARIN SINIRLARI
Orada 5 elementi günbegün yaşayarak deneyimledim. Toprağı hissettim, suyla bir oldum, ateşin izinden gittim, havayla doldum, boşluğu yaşadım. Her birinin içimdeki karşılığını bularak kendimi başka bir boyutta anladım. “Gerçekten kimim ben?” sorusunun yanıtını ve korkularımın sınırını hiç bu kadar yakından deneyimlememiştim. Bana neredeyse bir ömür gibi gelen tüm bu süreçte Kundalini Yoga’nın oldukça güçlü deneyimler yaşattığına tanık oldum. Bir çok konudaki önyargılarım, değerlerim ve seçimlerim doğanın görüntüleri içinde biçim değiştirirken, ormanın tadını aldım, gökyüzünün sesini duydum. Ve tüm bunları ancak konfor alanımın dışına çıkarak, daha doğrusu bir anlamda zorla çıkartılarak deneyimledim. Zordu, ama iyi ki oradaydım diyorum. 
Amrit Nam Sarovar Kundalini Yoga Okulu, Temmuz 2015


Kundalini Yoga Uzmanlık eğitimi, diğer uzmanlık eğitimlerinden çok farklı. Bunu Pastoral Vadi’de tamamladığımız ilk modülde fark etmiştim ama Fransa’da gerçekleşen ikinci modül sonrası bunu çok daha net bir şekilde anladım. Hatta tam da aynı sebepten zihnimin bu duruma sıklıkla tepki verdiğini samimiyetle söyleyebilirim. 



Tüm katılımcılar için yemeklerin piştiği mutfak kısmı

BAMBAŞKA DENEYİMLER
Kampın ilk günü yanan ateş, son güne dek hiç sönmedi 
Kundalini Yoga Uzmanlık süreci bir eğitimden çok, içinden geçilen bir deneyim. Daha iyi ya da daha kötü diye nitelendiremem, sadece başka bir düzlem diyebilirim. Uykusuz ve yorucu geçen bu bir haftanın sonunda Pazar sabahı saat 4’te uyanıp, virajlı dağ yollarından geçip Grenoble’a, oradan Lyon havaalanına vardıktan ve İstanbul’a uçup eve gelip hafif bir şeyler atıştırdıktan sonra çayımı yudumlarken hızla deneyimimden arta kalan satırları yazmaya başladığımda, evet dedim kendi kendime, kesinlikle tüm yorgunluğuma rağmen çok dinlenmişim ve bazı alışkanlıklarımı St. Michel les Portes yakınlarındaki ağaçların dallarına bırakmışım anlaşılan... 

EVE DÖNÜŞ
İstanbul’a dupduru bir zihin ve sakinleşmiş bakışlarla döndüm. Sonrasını merak ettiğim yeni bir döneme adım atıyormuş gibi hissediyorum. Daha doğrusu her yeni gün içinde bu potansiyeli zaten barındırıyor ve Karta’nın dediği gibi, aslında “her adım ilk adım” ama ve şu anda bu bilince uyanmış gibiyim. Bir anlamda zihnimin “imkansız” dediği sınırları aşmanın yarattığı güvenle şimdi sevdiklerime daha yakın, hayat karşısında daha kararlı ve cesur hissediyorum.

Deneyimlerin en güzeli, bir hafta boyunca doğanın içinde olmak, sessizlikle buluşmak ve para kavramını unutmaktı...
Fark ettiklerime gelince, öğrenmenin sonunun olmadığını, doğanın müthiş bir öğretmen olduğunu ve sınırlarımızın sandıklarımızın çok ama çok ötesinde geçebildiğini söyleyebilirim. Ve artık biliyorum, doğru soruyu sorduğunda, daima cevabı gelecektir…

--------------------------------------------------------------------------------------------------------

Söylemeden geçemeyeceğim...
Dürüst olmak zorundayım. Kundalini yogada daha önce öğrendiğim bazı öğretilerle kimi zaman çelişen kimi zaman örtüşen bilgiler ve bana “iyi ama neden” sorusunu sordurtan, oldukça gereksiz bulduğum bir çok ritüel var. Kundalini Yoga Eğitmenlik Sertifika Programı ile hayatıma Sadhana (sabah 4’te uygulanan pratik), Seva (başkalarına hizmet etme), Japji (bir çeşit ilahi) gibi kavramlar girdi. Hepsi bana hala son derece yabancı ve kabul etmek konusunda hiç de hevesli değilim, özellikle de pratiğin Sih inancıyla yakın bağları beni son derece rahatsız ediyor ve daha uzak bir mesafede durmak istiyorum. Dürüst olmam gerekirse, bunlara uymayı sonuna kadar reddedeceğim ve sorgulamayı da elden bırakmayacağım. Eğitim boyunca da beyaz renk giymek ya da başı kapatmak gibi önerilere kendimi kapattım. Bu da benim için madalyonun diğer yüzü. Ama yine de gerçekleri konuşalım. Kundalini yoga son derece güçlü etkilere sahip ve kesinlikle benzersiz deneyimler yaşatıyor…

Eğer İstanbul'daysanız ve Kundalini Yoga öğrenmek istiyorsanız ve kundalini yoga hareketleri, kundalini yoga mantraları ile ilgili bilgi almak ya da kundalini yoga hocalık eğitimi ile ilgili danışmak istiyorsanız bağlantı kurabilirsiniz. Siz bir adım atın; kundalini yoga istanbul ailesi tüm sıcaklığıyla sizi kucaklasın.


Bir hafta boyunca evim olan çadırımın manzarası...