sınırlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sınırlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Mayıs 2021 Salı

HAYIR DEMENİN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ

 

HAYIR DEMENİN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ
Hayır diyememek iş yaşamında aile yaşamına pek çok alanda bizi olumsuz etkiliyor ve stres yaşıyoruz. Yol açtığı sağlık sorunları ise uykusuzluktan yorgunluğa, tükenmişlikten depresyona uzanıyor; yani hayır dememenin psikolojik maliyeti çok yüksek. Her "hayır" diyemediğimizde başkalarının hayallerini ve hayatlarını yaşıyoruz.

HAYIR DEMEYİ ÖĞRENİN, HAYATINIZ İYİLEŞSİN
Diğerleriyle sağlıklı ilişkiler sürdürürken güçlü hissetmek için hayır diyebilmek önemli. Hayır demek, sağlıklı sınırlar belirlemenize yardımcı olur ve başkalarının sizden ne bekleyebilecekleri konusunda netlik kazanmasını sağlar.
 
Hayat boyu EVET demişseniz, 1 günde dünyanız değişmeyecek. Ama pratikle adım adım ilerleyebilirsiniz. Kendinizle iyi ilişkiler kurmanın ve gerçek ilişkilere adım atmanın yolu buradan geçiyor. HAYIR demeyi çocukken öğrenecek kadar şanslı olamadıysanız yalnız değilsiniz ve treni kaçırmadınız. İlk 'HAYIR’ınız ile ilk adımı her an atabilir ve adım adım bu yolda ilerleyebilirsiniz. Dürüst ve net olmak öğrenilebilir.

HAYIR DİYEMEMENİN BAŞLICA NEDENLERİ
Herkes bizi sevsin istiyoruz. Belki koşullu seven, katı ebeveynlerimiz vardı ve reddetmememiz gerektiğini öğrendik. Kendimizi yeterince tanımıyor ve sınırlarımızı koruyamıyoruz. İşyerinde kariyerinde yükselmenin yolu ‘EVET’ten geçiyor sanıyoruz. Onay ihtiyacı içinde EVET’lere sarılıyoruz. Özellikle de bizim kültürümüzde bunu öğrenmediğimiz için bu 5 kelimeyi sarf etmekte ya da ima etmekte çok zorlanıyoruz. Bu yanlışmış gibi geliyor. Oysa değil!

KENDİ SAĞLIĞIMIZ İÇİN HAYIR
Hayır, benim sınırlarımdır; benim kim olduğumu tanımlar, tercihlerimi ve ihtiyaçlarımı ortaya koyar. Onu tanımayan ve yok sayan bir insan -ister ailemden biri ister arkadaşım olsun- gerçekten bana yakın olmalı mı? Belki de sormamız gereken esas soru budur.

HAYIR DEMENİN YOLLARI - ÖRNEK CÜMLELER
Hayır diyememek için çözüm arıyorsanız ve hayır diyebilme becerisini geliştirmek istiyorsanız, bazı örnek cümleler ile işe başlamak iyi bir fikir. Fazla açıklama yapmayın, dürüst ve net olun ve özür dilemeyin!

“Güzel bir fikir ama ben bugün açık havada olmak istiyorum.”

“İhtiyacını anlıyorum ama şu anda benim önceliğim bu dosyayı tamamlamak.”

 “Sorduğun için teşekkürler ama bugün evde kalmaya ihtiyacım var.”

 “Desteğe ihtiyacın olduğunu anlıyorum ama şu anda zamanım yok.”

 “Zor durumda olduğunu anlıyorum ama yardımcı olamayacağım.”

 "Beni düşündüğün için minnettarım, ama korkarım o gün doluyum."

 "Bu ilginç bir fırsat gibi görünüyor, ancak şu anda vaktim yok. Belki [bir zaman çerçevesi verin] içinde tekrar sorabilirsin. "

 "Bu haftam bazı acil projelerle dolu ve yeni talepleri kabul edemeyeceğim."

 “Kulağa hoş geliyor ama şu an iyi bir zaman değil, belki bir dahaki sefere.”

 “Sorduğun için teşekkür ederim ve yapamam.”

 “Haklı olabilirsin ve hayır”

 “Sana önem veriyorum ve hayır”

 “Heyecanını görüyorum ve hayır”

 “Seni memnun etmek istiyorum ve hayır”

"Sana hayır demekten korkuyorum. Lütfen bana destek ol ve şu andaki yanıtım hayır."


ERTELEMEK (NE HAYIR NE DE EVET): “Bunu düşünmek için bana biraz zaman tanır mısın? 2 saat sonra cevap versem olur mu?” (Özellikle kendiniz bahane üretme eğilimi içinde bulursanız, hemen erteleme yoluna gidin. Sonrasında ise “Düşündüm ve gelmemeye karar verdim” diyebilirsiniz.) "Bunu yapmak istiyorum ama Nisan ayına kadar müsait olamayacağım. O zaman bana tekrar sorar mısın? "  "Bunu düşünmeme izin ver, sana geri döneceğim."

HAYIR demeden HAYIR demek: “Sana yardımcı olamam ama şu örnek üzerinden kendin halledebilirsin.”

KİŞİSELLEŞTİRMEDEN: "Sorduğun için teşekkür ederim ama yaz boyunca seyahat etmeyi düşünmüyorum." ‘HAYIR’ımızın kişisel olmadığını söylemenin kolay bir yolu da "azami seviyeye ulaştım" demektir.

ALTERNATİF ÜRETMEK: "Ben yapamam ama bunu yapabilecek birini tanıyorum. Senin için ona sormamı ister misin?” “Seni görmek isterim ama bu tarihlerin hiçbiri benim için uygun değil. Bana farklı bir tarih önerebilir misin?" “Bu istediğin raporu 1 günde yapamam ama 1 hafta içinde teslim edebilirim.” "Şu anda zamanım yok. Size yardım edebilecek birini tavsiye edeyim. "

BAŞKA ÇÖZÜMLER SUNMAK: "Etkinliğinizde konuşamam, ancak bunu blogumda tanıtmanıza yardımcı olacağım."

NEDENİ BAŞKASINA YÜKLEMEK: "Davet için çok teşekkürler, o gün oğlumun maç günü ve ben hiçbir maçını kaçırmıyorum."

SESSİZLİK: “Tüm istekler yanıt gerektirmez. Bir isteği görmezden gelmek kabalıktır, ancak bazen en iyi yol sessiz kalmaktır.


HAYIR DEYİN VE ARKANIZA BAKMAYIN
Bir daveti reddettiğiniz zaman, bir teklifi geri çevirdiğiniz zaman hissettiğiniz pişmanlık veya suçluluk duygusuna değil, hayır demenin size yarattığı alana, fırsatlara ve iyiliğe odaklanın. Belki o partiye gitmeyerek kendinize daha iyi dinlenme fırsatı yarattınız; belki o işe hayır diyerek daha eğlenceli bir etkinlik için zaman kazandınız. Durum ne olursa olsun, “hayır”ınızın olumlu sonucuna odaklanın.

HAYIR VE YOGA
YOGA dünyasında sık sık kabul etmek, akışta olmak gibi kavramlar vurgulanıyor ama bazen bu yaklaşım HAYIR diyemeyen insanlara yeni bir konfor alanı açıyor. O yüzden bu yazıyı yazmak ve HAYIR kapısını aralamak istedim. Çünkü bana göre “önce ben, benim ihtiyaçlarım, benim sorumluluklarım, benim sağlığım” demek bencillik değil, zarar vermeme ilkesi AHİMSA’ya daha yakın.

Bana ilham veren uzman doktor ve aile danışmanı Fatma Özlem Çaylak’a teşekkürler.

 


14 Temmuz 2015 Salı

Fransa'da Kundalini Yoga Kampı


Toprak elementi günü, Domaine Le Martinet, St. Michel Les Portes
2015 yılı hayatıma Kundalini Yoga ve Meditasyon Eğitmenlik Programı’nı getirmiş, Ocak ayında katıldığım ilk kamp ile daha önce ara sıra derslere girmekle yetindiğim bu öğretiye biraz daha yakından bakma fırsatı bulmuştum. 3 kamptan oluşan programın 2.aşaması 4-12 Temmuz 2015 tarihlerinde Fransa Alpleri’nde, doğanın ortasında konumlanmış olan Amrit Nam Sarovar Okulu'nda gerçekleşti. Yoga Şala uzmanlarından Zuhal Özyurt’un düzenlediği bu program sayesinde, Türkiye’den katılan 22 kişilik bir ekiple oradaydık.


Amrit Nam Sarovar, Kundalini Yoga Okulu, FRANSA

Mısır’dan Estonya’ya, İngiltere’den Fransa’ya, Hollanda’dan Almanya’ya ve Ürdün’e kadar dünyanın bir çok ülkesinden gelen yaklaşık 300 kişi ile birlikte dağlarda geçirdiğim bu hafta, belki de hayatımın en uzun haftalarından biriydi. Hem de o denli doğa düşkünü, çadırda kalmayı seven ve zor koşullara dayanıklı olduğunu düşünen biri olmama ya da kendimi böyle algılamama ragmen... Neyse ki zaman dediğimiz şey geçiyor da 4 Temmuz’da başlayan sürecin sonuna kadar gidip 12 Temmuz 2015 tarihine ulaşmayı ve böylece programın 2. modülünü tamamlamayı başardık. 

Dağlarda gerçekleşen bu zorlu eğitim süreci boyunca, her gece yıldızların altında uyuduk. Karta Singh ile zaman kavramının yitip gittiği dersler yaptık. Her sabah bir bilinmezliğe uyanarak teslim olmayı, zor koşulların içinden geçerek yine de var olmayı deneyimledik. Belki de aslında var olmak için hiçbir şeye, hatta neredeyse nefese bile ihtiyacımız olmadığını öğrenecek kadar sınırlarda dolaştık. 
Tüm eğitimlerin yapıldığı büyük çadırın önündeki gölet


KORKULARIN SINIRLARI
Orada 5 elementi günbegün yaşayarak deneyimledim. Toprağı hissettim, suyla bir oldum, ateşin izinden gittim, havayla doldum, boşluğu yaşadım. Her birinin içimdeki karşılığını bularak kendimi başka bir boyutta anladım. “Gerçekten kimim ben?” sorusunun yanıtını ve korkularımın sınırını hiç bu kadar yakından deneyimlememiştim. Bana neredeyse bir ömür gibi gelen tüm bu süreçte Kundalini Yoga’nın oldukça güçlü deneyimler yaşattığına tanık oldum. Bir çok konudaki önyargılarım, değerlerim ve seçimlerim doğanın görüntüleri içinde biçim değiştirirken, ormanın tadını aldım, gökyüzünün sesini duydum. Ve tüm bunları ancak konfor alanımın dışına çıkarak, daha doğrusu bir anlamda zorla çıkartılarak deneyimledim. Zordu, ama iyi ki oradaydım diyorum. 
Amrit Nam Sarovar Kundalini Yoga Okulu, Temmuz 2015


Kundalini Yoga Uzmanlık eğitimi, diğer uzmanlık eğitimlerinden çok farklı. Bunu Pastoral Vadi’de tamamladığımız ilk modülde fark etmiştim ama Fransa’da gerçekleşen ikinci modül sonrası bunu çok daha net bir şekilde anladım. Hatta tam da aynı sebepten zihnimin bu duruma sıklıkla tepki verdiğini samimiyetle söyleyebilirim. 



Tüm katılımcılar için yemeklerin piştiği mutfak kısmı

BAMBAŞKA DENEYİMLER
Kampın ilk günü yanan ateş, son güne dek hiç sönmedi 
Kundalini Yoga Uzmanlık süreci bir eğitimden çok, içinden geçilen bir deneyim. Daha iyi ya da daha kötü diye nitelendiremem, sadece başka bir düzlem diyebilirim. Uykusuz ve yorucu geçen bu bir haftanın sonunda Pazar sabahı saat 4’te uyanıp, virajlı dağ yollarından geçip Grenoble’a, oradan Lyon havaalanına vardıktan ve İstanbul’a uçup eve gelip hafif bir şeyler atıştırdıktan sonra çayımı yudumlarken hızla deneyimimden arta kalan satırları yazmaya başladığımda, evet dedim kendi kendime, kesinlikle tüm yorgunluğuma rağmen çok dinlenmişim ve bazı alışkanlıklarımı St. Michel les Portes yakınlarındaki ağaçların dallarına bırakmışım anlaşılan... 

EVE DÖNÜŞ
İstanbul’a dupduru bir zihin ve sakinleşmiş bakışlarla döndüm. Sonrasını merak ettiğim yeni bir döneme adım atıyormuş gibi hissediyorum. Daha doğrusu her yeni gün içinde bu potansiyeli zaten barındırıyor ve Karta’nın dediği gibi, aslında “her adım ilk adım” ama ve şu anda bu bilince uyanmış gibiyim. Bir anlamda zihnimin “imkansız” dediği sınırları aşmanın yarattığı güvenle şimdi sevdiklerime daha yakın, hayat karşısında daha kararlı ve cesur hissediyorum.

Deneyimlerin en güzeli, bir hafta boyunca doğanın içinde olmak, sessizlikle buluşmak ve para kavramını unutmaktı...
Fark ettiklerime gelince, öğrenmenin sonunun olmadığını, doğanın müthiş bir öğretmen olduğunu ve sınırlarımızın sandıklarımızın çok ama çok ötesinde geçebildiğini söyleyebilirim. Ve artık biliyorum, doğru soruyu sorduğunda, daima cevabı gelecektir…

--------------------------------------------------------------------------------------------------------

Söylemeden geçemeyeceğim...
Dürüst olmak zorundayım. Kundalini yogada daha önce öğrendiğim bazı öğretilerle kimi zaman çelişen kimi zaman örtüşen bilgiler ve bana “iyi ama neden” sorusunu sordurtan, oldukça gereksiz bulduğum bir çok ritüel var. Kundalini Yoga Eğitmenlik Sertifika Programı ile hayatıma Sadhana (sabah 4’te uygulanan pratik), Seva (başkalarına hizmet etme), Japji (bir çeşit ilahi) gibi kavramlar girdi. Hepsi bana hala son derece yabancı ve kabul etmek konusunda hiç de hevesli değilim, özellikle de pratiğin Sih inancıyla yakın bağları beni son derece rahatsız ediyor ve daha uzak bir mesafede durmak istiyorum. Dürüst olmam gerekirse, bunlara uymayı sonuna kadar reddedeceğim ve sorgulamayı da elden bırakmayacağım. Eğitim boyunca da beyaz renk giymek ya da başı kapatmak gibi önerilere kendimi kapattım. Bu da benim için madalyonun diğer yüzü. Ama yine de gerçekleri konuşalım. Kundalini yoga son derece güçlü etkilere sahip ve kesinlikle benzersiz deneyimler yaşatıyor…

Eğer İstanbul'daysanız ve Kundalini Yoga öğrenmek istiyorsanız ve kundalini yoga hareketleri, kundalini yoga mantraları ile ilgili bilgi almak ya da kundalini yoga hocalık eğitimi ile ilgili danışmak istiyorsanız bağlantı kurabilirsiniz. Siz bir adım atın; kundalini yoga istanbul ailesi tüm sıcaklığıyla sizi kucaklasın.


Bir hafta boyunca evim olan çadırımın manzarası...


19 Mart 2015 Perşembe

Yoga tüm evrenime yayılıyor

YogaŞala Nişantaşı, Mysore, 17.03.2015
FOTOĞRAF: Beyza Yiğitcan
Yoga ile esneyen sadece bedenim değil. Yoga ile bedenim farklı enlemlerde uzarken zihnim de yeni boyutlar keşfediyor; bedenim esnedikçe farkındalığım da evrenin farklı uçlarına doğru uzanarak genişliyor, ben bedenimle sınırlı kalmıyorum; sınırlı kalmadıkça da bedenimin merkezinden başlayarak her şeyi daha çok seviyorum. Belki daha çok seviyorum demek yanlış, aslında zaten içimde olan sevgiyi daha çok fark ediyorum diyelim. Duyarlılıkla bedenimi anlıyor, bedenimi sevdikçe kendimi; kendimi sevdikçe zamanımı paylaştığım tüm insanları; sonra evimi, çiçeklerimi ve yaşadığım yeryüzünü daha çok seviyorum. Sevdikçe daha duyarlı oluyorum. Bedenimi güzel gıdalarla beslemek istiyorum, yakınımdakilere şefkat taşıyor içimden ve bu dünyayı kirletmeye kıyamıyorum. Yoga, matın üzerinden başlayarak evrenime yayılıyor. O benim öğretmenim ve her gün ondan öğrenmeyi seçiyorum.

9 Şubat 2015 Pazartesi

Akışa Teslim Ol

Hart (Lazer) aldığımız eğitim sırasında, bir ara cümle arasında 'Surrender Day (Teslimiyet Günü)' diye bir kavramdan söz etti. Sadece ayda bir ya da haftada bir gün, tek bir gün kendini hayata teslim etme çalışması. Zaten aksini insanın kendine ikna etmesi pek mümkün değil. Nedendir bilinmez, hep hayatın dediği olmasın, benim dediğim olsun diye sonsuz bir çatışma halindeyiz var olanla. Hayatın akışı bundan pek yorulmuşa benzemiyor ama akıntıya karşı yüzen bizlerin bundan bitap düştüğü açık.

Neyse, derken günlerden bir gün ben de bunu denemeye karar verdim. Gece yatarken dedim ki kendime yarın TESLİMİYET GÜNÜM olsun ve her şeye EVET diyeyim.  Birisi bana ‘hadi gel, şöyle yapalım’ derse evet, bindiğim otobüs bozulursa o anki alternatife evet, haydi bakalım her şeye evet. Kendi kendime de diyorum ki 'aaa, ben zaten son derece uyumlu bir insanım. Bu benim için hiç de zor olmaz! Ben zaten hayata teslim olarak yaşıyorum.’ 

Deneyimimi dürüstçe aktarmam gerekirse günün sonunda fark ettm ki, benim her günüm direnç göstermekle geçen müthiş bir eneji kaybıyla sonlanıyor. Her şeye direnç gösteriyorum (Hatta güne 'hayır' ile başladığımı fark etmem bile günün ortalarını buldu. Çünkü, sabah çalar saat beni güne uyandırdığı an güne başlamak yerine, 'hayır' dedim, 'beni bırak daha uyumak istiyorum'.) Uzun lafın kısası günün yarısı, hayatın bana sunduğu teklifleri fark etmemekle geçti, çünkü daha düşünmeden o kadar ani hayır diyordum ki, onun bir seçim olduğunu bile fark etmiyordum. Neyse ki fark edip evet dediklerim de oldu; ki bunlar da normal şartlar altında asla evet demeyeceğim şeylerdi. Mesela grup koşusuna katılan erkek arkadaşım haydi bugün sen de gel dedi (Teslimiyet günü çalışmamdan habersiz). Normal şartlarda yoga yapan insan koşarmıymıştan tutun da ama ben sabah pratiğimi yaptıma uzanan türlü sebeplerle buna evet demek aklımın en küçük köşesine bile uğramayacakken evet dedim. Sonra ne mi oldu? Sadece kendime söylediğim türlü kandırmacaları fark etmekle kalmadım aynı zamanda koşmanın yarattığı o özgürlük hissine bayıldım! Ben spor yapmayı çok özlemişim. Hem ‘Ben yoga yapıyorum, kondisyonum çok iyi’ değilmiş mesela. Koşarken dilim dışarda grubun en arkasındaymışım, egom da bundan hiç memnun değilmiş. Gibi gibi gibi….  Bir gün, sadece tek bir gün bana çok şey öğretti. Öneririm. Bir günününüzü, sadece tek bir gününüzü kendinizden ve tercihlerinizden vazgeçerek yaşayın. Bir arkadaşınız o kafeye değil de bu kafeye oturalım derse ‘peki’ deyin, haydi bu sabah şu yoldan gidelim derse eşiniz ‘yok yol uzar’ demeyin, peki deyin. Her şeye peki deyin. Bakalım neler olcak. (Bu arada ben zaten öyleyim diyenler büyük bir yanılgı içine girebilirler. Deneyin, ne demek istediğimiz anlayacaksınız.)

Nedense BEN dediğimiz sınırların dışına çıkmamak için sıkı sıkıya tutunuyoruz duvarlarımıza. Oysa dışarda kaçırdığımız neler var neler. Hayat var!

Olur da denerseniz, lütfen deneyimlerinizi paylaşın, duymaktan ve dinlemekten ya da okumaktan zevk duyacağım. Bu arada, tabii ki mantığın bir yandan işliyor olacağını kısaca hatırlatmak isterim. Sınırları zorlayayım derken kendimizi göz göre göre ateşe atmak da yok, ona göre.

Bu arada, bu yazıyı neden bugün paylaştın derseniz, bugün de teslimiyet günüm de ondan. Bakalım hayat bana neler gösterecek...
------

20 Ocak 2015 Salı

OMURGANIN DOĞAL KIVRIMI

Image: Dr James Buddle, Melbourne
‘Omurganın doğal kıvrımını bulmak’ terimini ilk kez sevgili hocam Mey (Elbi)’in derslerinde duymuştum. Giderek içime, bedenime ve sonra dilime yerleşen ve daha sonra sık sık kendi derslerimde de kullanmaya başladığım bu yaklaşım ilk aşamalarda üzerimde sarsıcı bir etki bırakmıştı. O zaman, yani Kasım 2012’de bu hislerimi Mey’le paylaşmıştım. Aklıma düştü, sizlerle de paylaşmak istedim, kim bilir belki bir kıpırtı yaratır kalbinizin omurgaya en yakın yerlerinde... 

Omurganın doğal kıvrımını bularak pozlara girmek başka bir şey;
Çünkü yoga matıma daha büyük bir heyecanla çıkıyorum son 3 gündür, sanki bedenimin bana anlatacağı çoook şeyler var ve ben bugüne kadar onu hep susturmuşum gibi.

Çünkü asanalarda 'omurgamın doğal kıvrımını koruma' hissi, sadece omurgamı değil, ruhumu da özgürleştiriyor sanki. Tabii bu çok büyük bir cümle, öyle kolay ve birdenbire olmuyor bu işler biliyorum ama, en azından bir çıkış yolu sanki, kendimle en azından birazcık da olsa daha samimi bir ilişki kurmak adına. Omurganın doğal haline saygı duyarak asanalara girme bilinci, aslolan özüme saygı duyarak hayatı karşılamayı hatırlatıyor ve bu çok güzel. Her kimsem o olarak, kendi sınırlarımın izin verdiği ölçüde, doğal halime saygı duyarak ve özenle yaşamak. En azından niyet etmek buna...

Tekrar edip durduğum ezberi bozmak ve gerçeğe bakmak, her 'an'ı yeniden keşfetme sorumluluğu içinde... Başka bir şey olacağım diye kendimi itip kakıp hırpalamak ve o pozdan bir diğerine ve o halden bir diğerine, o rolden bir diğerine sürüklemek yerine (matın üzerinde ve dışında) olduğum yerden başlama hissi. Bir samimiyet durumu, insanın kendisiyle kurduğu.

Hem heyecan verici, hem de çok zor. İtiraf ediyorum, aynı duyguya Chuck Miller'ın derslerine girdikten sonra da kapılmıştım ama adını tam koyamamıştım. Sadece bu yüzleşmeyle gelen müthiş bir moral bozukluğu hatırlıyorum, hatta galiba bir ders sonrası ağlayarak işe gitmiştim. Nedense daha sonra bu farkındalığı pratiğime yansıtamadım, yeniden en uca gideyim, en çok açılayım, yapabileceğimin sınırlarına gideyim derdine düştüm - bedenim bana haykırsa da duymayarak belki de. Alışkanlığa sığındım yani matta ve hayatta.

Şimdi bu yüzleşme, ikinci kez, yine moralimi bozuyor, bozmuyor desem yalan (ve hatta bedenin kendini korumak için hissizleşmesi bilgisi canımı acıtıyor), ama yine de merak ediyorum şimdi matın üzerinde olacakları. Bir çocuk gibi ellerimi kavuşturarak çenemin altında, izlemek için sabırsızlanıyorum bu sürecin içinde bulacaklarımı. Bir yandan böyle büyük cümlelerin EGO'nun işi olduğunu da biliyorum. Adımlar çoook naif ve ufak zira bu yolculukta.


-----

My search for the natural curve of the spine is a big step in my yoga journey...