hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Şubat 2017 Çarşamba

Hayat Bir Armağan

Günler her ne getirirse getirsin, nefes aldığın müddetçe minnettar olacak bir şeyler var demektir. Unutma; hayat, sana verilmiş bir armağan ve bu armağana verebileceğin en güzel yanıt, kalpten bir teşekkür olabilir. Zihninin sözlerini geride bırak ve bugünün sana verdiklerine bak. Hayatı ilk kez tadıyormuşçasına, çocuksu bir merakla bak ona.

Gökyüzünün her an değişen coğrafyasına, akıp giden insan ve araç trafiğiyle hiçbir anı bir diğerine benzemeyen sokaklara bak mesela; hayatın hep değişim içinde olduğunu fark etmek ve direnç göstermemek adına... Karşılaştığın insanların yüzlerine bak, yaşı ne olursa olsun her birinin yüzünde ne hikayeler saklı… Aynaya bak sonra, kendi gözlerinin ta içine, uzun uzun, gözlerini kaçırmadan ama. Nesiller boyu sana aktarılmış olan hayatı gör. Ve teşekkür et. Kalbini aç günün getirdiklerine. Hayatta olanlara hala yanında oldukları için, olmayanlara sana bıraktığı izler ve tüm anılar için teşekkür et.

Bugün güzel bir gün olsun. Bugünü, sana verilmiş bir armağanmışçasına minnetle kabul et. Şükran duyduğun sürece 'öz'ünle bağlantıda kalabilrsin, çünkü "ego", bu duyguyla bir arada var olamaz.

14 Ocak 2017 Cumartesi

İçimdeki Tarsus ve Anneannem

Anneannemin evine duyduğum özlemle uyandım bu sabah. Çocukluğumun uzak ve güvenli alanları. Benim küçüklüğümle iyiden iyiye büyüyen odalar, koridorlar... Bir zamalar yedi çocuğuyla yaşadığı Tarsus'taki geniş evde, kavurucu Akdeniz sıcağında, renk renk çiçeklerle dolu, hayat fışkıran geniş balkonuna kafes örgünün gölgesi düşer, Tarsus Amerikan Koleji'nin başka bir hayatı simgeleyen çatısı görünür. Sokaktan satıcılar geçer, bisikletler geçer, sıcağın bunalttığı aheste aheste yürüyen insanlar geçer. Oraya her gittiğimde küçüklüğümden yetişkinliğime, orada bulunuşumun yaratığı sevinci solurum, sevildiğini bilmenin insanın içindeki boşluğu dolduran rahatlğıyla. 

Anneanne evim benim için uzak bir masal gibi. Artık yok. Onların hiçbiri artık yok. Ne büyük sofralar, ne evi saran yemek kokusu, ne de o geniş zamanlar yok artık. Ankara'dan onları ziyarete gittiğimizde herkes o evde toplaşır, mutfak masası etrafına doluşan kalabalık yakın ve mutlu sohbetlerde birleşirdi. Bunlar artık yok.

Anneannemin evine çıkan merdivenler
Anneannem felç geçirdi ve sağ elini kullanamaz olunca hayat hiçbir zaman ona eski tadı vermedi. Sonra o büyük ev yeterince güvenli ve kullanışlı olmadığı için bir siteye taşınması gerekti. Anneannem üç çocuğunu da kanserden kaybetti (biri annemdir), sonra kendisi de birkaç sene önce bu dünyayı terk-i diyar eyledi. Onu özlüyorum. Onun eski evinde olmayı, ait olduğu gerçeklik içindeki onu daha da çok özlüyorum belki de.  Çünkü artık Tarsus'a gitmek, benim için aynı değil. Herkes savrulduğu kendi hayatı içinde yaşıyor. Modern evlerde, modern zaman kaygılarıyla. Onun yaşadığı o büyük ev hala orada; boş duvarlarıyla, artık içinde hayat olmayan bir mekan olarak duruyor zamanın içinde. Sessiz. 

Bu sabah Tarsus'u ve anneannemi özleyerek uyandım; anneannemin balkonunu ve çok iyi baktığı -ve bunu gururla sık sık dile getirirdi- sağlıklı, renk renk çiçeklerini... Fazlasıyla özenli, tiril tiril yaşanmış bir hayatı. Bu sabah Esma teyzemi özleyerek uyandım, Şubat tatilinde Tarsus'a gittiğimizde sabırsızlıkla eve dönüşünü bekleyişimizi, geceleri hiçkimsenin geçmediği ıssız sokağa bakan balkonda saatler süren sıcak sohbetlerimizi. Büyük aileyi. Geçmişi. Geçmiş ve artık hiç gelmeyecek olanı. Özledim.

Anneannemin mutfak penceresi, damlı Tarsus evlerine bakardı

6 Mayıs 2015 Çarşamba

Neden yoga yapıyoruz?

Yediburunlar Lighthouse - Fethiye
Ürün Kurtiç Eşliğinde Yoga ile Yenilenme Kampı, Eylül 2014
Dinamik Yoga metodunun kurucusu Godfrey Devereux "neden yoga yapıyoruz?" sorusuna şöyle cevap veriyor:

Bence buna bir açıklık getirmekte yarar var. Aslında beden içindeki her bir hücrenin gelişmeye ve büyümeye karşı bir ihtiyaçı vardır. Hepimizin sezgisel olarak büyümeye ve olgunlaşmaya karşı bir dürtüsü vardır.

İçimizde sınırlanmış ve bastırılmış hissettiğimiz zaman kendimizi mutsuz hissederiz. Her insanın içinde daha tam ve özgür olma isteği vardır.

Belki ne olduğumuzu ve kim olduğumuzu tam bilmiyoruz. Belki kendimizi içimizde bastırılmış, karmaşık, tatminsiz hissediyoruz. Ama bu hisler bizi daha tam olmamız için bir yola doğru sürükleyebilir. Buna nasıl cevap veriyoruz?

Kendi içimizde bir cevap bulabiliriz. Hayat bilinç, akıl, ve duyarlılığa bağlı. Bu akıldan faydalanmak için onun dilini öğrenmemiz ve anlamamız gerekiyor. Zeka ile direk bilinçli, metodolojik bir şekilde ilişkiye girmemiz gerekiyor. Yoganın anahtarı hissetmekte yatıyor. Hissetmek bizi zihne karşı koruyabilir. Zihin ile yakınlaşmamız gerekiyor. Ve hissetmek bu ilişkinin anahtarını ve özünü oluşturuyor.

Yoga yaparken hissetmek ile bir ilişki kuruyoruz. Amacı kim olduğumuz ve ne olduğumuz ile yakınlaşmak. Beden, zihin ve ruh bir bütünlük içindeler. Ve bu bütünlüğü deneyimlemek, keşfetmek, anlamak ve onurlandırmak yoga aracılığı ile mümkün olabiliyor. Bu bütünlük içinde ikilik kavramları yok olmaya başlıyor.

Hassasiyet ve duyarlılığı davet ediyoruz. Ve var olan bütünlüğümüze yeniden erişmeye başlıyoruz.

Beden an be an his üretiyor. Bir his hissettiğin zaman artık biliyorsun ki gerçek bir şey ile meşgulsün. Bu şey şimdide oluşuyor, bu şey şimdide burada mevcut. Yoganın beden ve zihin zekâsına erişmekten başka bir gündemi yok. Olan ne varsa yogayı gerçek kılıyor.

Çoğu zaman yüzümüze bir tebessüm ifadesi getiriyoruz. Gülümsememiz gerekmediği halde, bazen yalan söylemek için gülümsüyoruz. Sosyal olarak yalan söylemeye teşvik ediliyoruz. Dürüst olmamaya alışkanlık olarak şartlandırılıyoruz. Duyarlı ve dürüst müyüz araştırmasına yoga aracılığı ile girmeye başlıyoruz. Araştırma içinde doğal olarak daha dürüst olmaya başlayacağız. Hayatın özünde yatan dürüstlük. 

Bedenimize bedenimizi onurlandırarak yaklaşmamız gerekiyor.

Bedenimiz, hayatımızın bir ifadesi ve aynası. Ve hareket etmeye programlanmış. Hareket eylemin temelini oluşturuyor. Sabitlik hareketsizlik demek değildir. Hayat ölüm demek değildir. Hayat ölüm üzerine inşa olmuştur o başka. Sabitlik öldüğün zaman gerçekleşir. Hareket sabitliğe açılan bir kapı aralığı, bir giriş. Hareket vasıtası ile hisler üretiyoruz ve hareket sayesinde hislerimiz ile samimileşiyoruz. Bedenin zekasını onurlandırdıkça aslında hayatı onurlandırıyoruz. Sabitlik sessizliktir. Ve yoga yaptıkça olan ne varsa daha rahat olmaya başlıyoruz. Ve böylece daha özgür ve tam bireyler olmaya başlıyoruz."

NOT: Bu metni aldığımız eğitim esnasında Mey Elbi paylaşmıştı. Üzerinde çevirmenin ismi yazmadığı için ben de paylaşamıyorum maalesef, ama emeğine saygımı buradan iletmek istiyorum. 



9 Şubat 2015 Pazartesi

Akışa Teslim Ol

Hart (Lazer) aldığımız eğitim sırasında, bir ara cümle arasında 'Surrender Day (Teslimiyet Günü)' diye bir kavramdan söz etti. Sadece ayda bir ya da haftada bir gün, tek bir gün kendini hayata teslim etme çalışması. Zaten aksini insanın kendine ikna etmesi pek mümkün değil. Nedendir bilinmez, hep hayatın dediği olmasın, benim dediğim olsun diye sonsuz bir çatışma halindeyiz var olanla. Hayatın akışı bundan pek yorulmuşa benzemiyor ama akıntıya karşı yüzen bizlerin bundan bitap düştüğü açık.

Neyse, derken günlerden bir gün ben de bunu denemeye karar verdim. Gece yatarken dedim ki kendime yarın TESLİMİYET GÜNÜM olsun ve her şeye EVET diyeyim.  Birisi bana ‘hadi gel, şöyle yapalım’ derse evet, bindiğim otobüs bozulursa o anki alternatife evet, haydi bakalım her şeye evet. Kendi kendime de diyorum ki 'aaa, ben zaten son derece uyumlu bir insanım. Bu benim için hiç de zor olmaz! Ben zaten hayata teslim olarak yaşıyorum.’ 

Deneyimimi dürüstçe aktarmam gerekirse günün sonunda fark ettm ki, benim her günüm direnç göstermekle geçen müthiş bir eneji kaybıyla sonlanıyor. Her şeye direnç gösteriyorum (Hatta güne 'hayır' ile başladığımı fark etmem bile günün ortalarını buldu. Çünkü, sabah çalar saat beni güne uyandırdığı an güne başlamak yerine, 'hayır' dedim, 'beni bırak daha uyumak istiyorum'.) Uzun lafın kısası günün yarısı, hayatın bana sunduğu teklifleri fark etmemekle geçti, çünkü daha düşünmeden o kadar ani hayır diyordum ki, onun bir seçim olduğunu bile fark etmiyordum. Neyse ki fark edip evet dediklerim de oldu; ki bunlar da normal şartlar altında asla evet demeyeceğim şeylerdi. Mesela grup koşusuna katılan erkek arkadaşım haydi bugün sen de gel dedi (Teslimiyet günü çalışmamdan habersiz). Normal şartlarda yoga yapan insan koşarmıymıştan tutun da ama ben sabah pratiğimi yaptıma uzanan türlü sebeplerle buna evet demek aklımın en küçük köşesine bile uğramayacakken evet dedim. Sonra ne mi oldu? Sadece kendime söylediğim türlü kandırmacaları fark etmekle kalmadım aynı zamanda koşmanın yarattığı o özgürlük hissine bayıldım! Ben spor yapmayı çok özlemişim. Hem ‘Ben yoga yapıyorum, kondisyonum çok iyi’ değilmiş mesela. Koşarken dilim dışarda grubun en arkasındaymışım, egom da bundan hiç memnun değilmiş. Gibi gibi gibi….  Bir gün, sadece tek bir gün bana çok şey öğretti. Öneririm. Bir günününüzü, sadece tek bir gününüzü kendinizden ve tercihlerinizden vazgeçerek yaşayın. Bir arkadaşınız o kafeye değil de bu kafeye oturalım derse ‘peki’ deyin, haydi bu sabah şu yoldan gidelim derse eşiniz ‘yok yol uzar’ demeyin, peki deyin. Her şeye peki deyin. Bakalım neler olcak. (Bu arada ben zaten öyleyim diyenler büyük bir yanılgı içine girebilirler. Deneyin, ne demek istediğimiz anlayacaksınız.)

Nedense BEN dediğimiz sınırların dışına çıkmamak için sıkı sıkıya tutunuyoruz duvarlarımıza. Oysa dışarda kaçırdığımız neler var neler. Hayat var!

Olur da denerseniz, lütfen deneyimlerinizi paylaşın, duymaktan ve dinlemekten ya da okumaktan zevk duyacağım. Bu arada, tabii ki mantığın bir yandan işliyor olacağını kısaca hatırlatmak isterim. Sınırları zorlayayım derken kendimizi göz göre göre ateşe atmak da yok, ona göre.

Bu arada, bu yazıyı neden bugün paylaştın derseniz, bugün de teslimiyet günüm de ondan. Bakalım hayat bana neler gösterecek...
------

25 Aralık 2014 Perşembe

Yeni yılı karşılarken özgür ve hafif hissedin

Dün, 2014’ün son seansında Deepak Chopra ve Oprah Winfrey’in affetmekle ilgili bir meditasyonundan bana ilham veren cümlelerini paylaşmıştım. Yeni bir yıla hafifleyerek girmek ve yüklerimizden kurtulmak bizim elimizde. Dün stüdyoda olamayanlar için buradan da yazmak istiyorum ve yeni yılın özgür ve mutlu geçmesini diliyorum. 

Affetmenin en güçlü tanımlarından biri, ‘geçmiş başka türlü olmalıydı’ tutumunu bir yana bırakmak ve olanı kabul etmektir. Geçmişin gitmesine izin vermek, hem hayatınızı hem de ilişkilerinizi özgürleştirir, çünkü akışa izin vermek bir seçimdir. Acılara tutunmak yerine özgürleşmeyi seçebilirsiniz. Affetmek, özgürlüğe uzanan bir yoldur.

Bağışlamak, taşıdığınız duygusal yükün aslında yüksek benliğin değil, egonun algısıyla şekillendiğini fark etmekle başlar. Ego her zaman adaletin ve intikamın peşindedir; oysaki yüksek benlik bilir ki, evren her tür eylemi yeniden dengeleyecek şekilde uygun zamanı ve uygun yeri bekler. Affetmeye karar verdiğimiz zaman, egonun sınırlı bakış açısından kurtularak, evrenin işlemesine alan açarız. Affetmek bedeni, zihni ve ruhu özgürleştirerek şifa ve sevgiyi seçen cesaret dolu bir adımdır. Acı veren deneyimlere tutunmak, geçmişe takılı kalmaktır. 

Her anı sevgiyle doldurmayı seçin. Sevgi, anda olmaktır. Affetmek, sevme ve sevilme kapasitenizi artırmaktır. Bu süreç bizi gerçek doğamıza yaklaştırır ve ruhsal açıdan gelişmemize yardımcı olur. Geçmişte bağlı duyguları özgür bıraktığımız her seferinde, hayatımıza huzuru davet ederiz. İnsanlar, durumlar, şartlar.. Her şey olması gereken yeri bulur ve o zaman hayat zengin ve değerli bir maceraya dönüşür.

14 Nisan 2014 Pazartesi

direnç gösterme, öğrenmeyi dene...


"Hiç Bir Şey Öğrenmemiz Gerekeni Öğretmeden Hayatımızdan Çıkıp Gitmez." Pema CHÖDRÖN

25 Mart 2014 Salı

ölmeden önce ölmek

"'Yaşadığım hayatı değiştirmeye kendimi dönüştürmeye hazır mıyım?' diye sormak için hiçbir zaman geç değil. Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün. Tek bir gün bile öncekinin tıpatıp tekrarıysa, yazık. Her an her nefeste yenilenmeli. Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli" diyor MEVLANA. 

Bana göre her dersin sonunda hareketsizce kaldığımız SAVASANA pozu, bize her an yepyeni bir yaşama doğabilme ihtimalini hatırlattığı için de çok değerli...

hayattan öğrenmek

 
Bugün notlarıma bakarken, Svagito'nun o çok anlamlı bulduğum sözü ile karşılaştım yeniden "Hayatın belirli bir şekilde gerçekleşmesini beklemek yerine, hayattan öğrenmek zorundasın. (You have to learn from life; not to expect from it to happen in a certain way)"

2 Aralık 2013

kendini akışa bırak


Bugüne kadar hayatın seni hep nasıl ustaca şaşırttığını hatırlayarak, onu kontrol edebildiğin bir şeymiş gibi algılamaktan vazgeç… Kendini akışa bırak. Her an içinden akarak bedenine hayat taşıyan nefes öğretmenin olsun...