doğa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
doğa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Mayıs 2021 Cuma

Minerva Akademi ve Ömer Çeşit, bu akşam da bizi Prof. Dr. Zeynep SAYIN ile bir araya getirerek uçurdu. Bir kez daha insan aklının nerelere uzanabileceğini, bir insanın bilgisi ve tevazusu ile nasıl kendine hayran bırakabileceğini hatırlamış oldum. Konuşmanın konusu “Bilinçdışı imgeler ve Antroposen çağı” idi ve Zeynep Hoca bir sohbet havasında bizi bilincin katmanları arasında gezdirdi; düşünsel bir yolculuğa çıktık onunla. Gelen her soruya verdiği cevaplarda öyle sürprizli bir yerden dolaştırıyordu ki, konuşma boyunca kendimi ormanda kaybolmuş sanıp sonra tam da açmak istediğim kapının önünde buldum. 

Walter Benjamin ve Martin Heidegger’i andık, Jacques Lacan dedik, Edward Said ile oryantalizme uğradık, Roma çağı resimleriyle edilen Tanrı tasavvuruna  dokunduk, Roland Barthes ile dile uzandık ve insanı veriye dönüştüren çağımıza kadar geldik.

Aktarabileceğim kısımlar madde madde şöyle:  

💧 Aynı dili konuşabilmek için imge tanımını yaparak başladık. Lacan, insanların 9 aylık doğduğu için ve 7 ay erken dünyaya geldiğimiz için diğer memeliler gibi 4 ayakta duramadığımızı söylüyor. Yavaş gelişimimiz esnasında kendimizi anne bedeninin bir organı zannediyoruz. Kendi farklılığımızın ayrımında değiliz. İlk karşılaşma aynadaki görüntü ile oluyor. İmgem var, ama aramızda bir yarık var. Yansıma ve yanılsama. Hakikat ve görüntü. Ben ve öteki. Ben en az 2 kişiyim. Ben ve görüntüm. Ben ve aynadaki imgem örtüşen şeyler değil.

💧 Yokluğun, olmayışın, boşluğun konturu. Örneğin terk edildiniz. Olmayışın konturunu çizen bir yerden konuşur imge. Beni ezberle değil, sarsıcı olanla, bilmediğimle durmadan yüzleştirir.

💧 İmge, regülatör görevi görür. Zeynep hoca, sanat ve edebiyat için “imgeler, başka bir şeyi temsil ve ifade eder” diye öğretildi dedi ve ekledi “imge, temsilden değil, interaktif bir ilişkiden geldiğinde regülasyon görevi görüyor.” 

💧 Yetişkin kelebeğin ismi de imago. Kendi evrelerini tamamlamış olan kelebek.

💧 İmge aynı zamanda bir bellek deposudur (fosiller, taşlar da tüm yüzyılların belleğini taşırlar) ve de geleceğe dair bir alarm sinyali taşırlar. 

💧 Waldorf Okulları’nda çalışan bir katılımcı, Waldorf Okulları’nda ayna olmadığını vurguladı ve bu paylaşım, aynanın gösterdikleri üzerine biraz daha konuşma kapısı araladı. Bir diğer katılımcı oyuncu olduğundan ve şiir okurken imge kullandıklarından bahsetti. Zeynep Sayın, gerçek oyuncu, hiçkimse olmayı bildiği için herkesi oynayabilen oyuncudur; kendi imgeleminin nesnelerine takılmadığı noktada gerçek oyuncu olur, dedi.

💧 Ben ve görüntüm arasındaki yarık dışında imge üzerinden çocuk kendini örgütlemeye başlıyor.

💧 Aslında bilinçaltımız bile zaten diğerlerinin imgeleriyle dolu. Zaten hiç durmadan ötekinin dilini konuşuyoruz. Cinsel fantezilerimiz bile bizim değil, onlarındır. 

💧 Dil sadece susturulan değil, konuşmaya zorlayan bir şeydir. Bizi, aslında bizim olmayan bir yasanın, bir sermayenin dilini konuşmaya zorlamaktadır. Roland Barthes, göstergeleri kullanmaya zorladığı için dil baskıcıdır diyor. 

💧 İmge dediğimiz, geleneksel olan imge tanımları da genelde ezberden gelirler. Zihnimizden bilinçaltımızdan hiç durmadan bizi istila ederler. Ben bir ötekidir. Benim içinde ben olmayandan kurtulmak gerekir. Ötekilikten kurtulabildiğimiz, özgürleştiğimiz zaman, dilimizi konuşmaya başlayabiliriz. 

💧 Rüyaların pek çok katmanı var. İlk katmanı çöp. Yediklerimizi sindirircesine gün içinde gördüğümüz tüm ıvır zıvırı atmak zorundayız. Bu, günlük temizlik. Psikoterapi psikanaliz gibi süreçler bastırılmışlık ve fırlatılmışlıklardan kurtulmayı amaçlıyor.

💧 Mevlana, İbnü'l-Arabi gibi bilgeler rüyalarında aldıkları bilgilerden söz ediyor. Ötekilikten kurtuldukları noktada belki gerçekten bir başka ötekinin bilgisiyle tanışabiliyorlar. Bilinçaltı ile bilinçüstü arasında bir ayrım olsa gerek. 

💧 Temsil mekanizması, hiyerarşiye dayalı bir mekanizma. 

💧 İnsanın veriye dönüşmesi ile, motorize gıda ve motorize tarım endüstrileri ile insanların sentetik silahlarla öldürülüyor olması, aynı jestin hakikati. Ben doğaya, taşa, insana nasıl bakıyorsam dünyaya aynı şekilde bakıyorum. Her şeyin fosil yakıta bağlı olduğu bir düzen içinde, insan olarak üstte konumlanarak doğayı nesneleştirmek, aslında dünyayı yok etmek demektir. Toprağa kömür deposu ve petrol muamelesi yaparak insana da insan kaynağı muamalesi yapmak...

NAÇİZANE YORUMUM
O kadar kıymetli bir sohbetti ki, Zeynep Sayın’ın konuşmasının esansını bile buraya aktarmakta zorlandım. Yogaya bağlamam gerekiyor mu tüm bunları, bilmiyorum, belki de gerekmiyor; ama yine de bir iki cümle söyleyesim var. Her ne kadar hepimiz imgemizle çoktan tanışmış ve birlik hissinden uzaklaşmış olsak da, yoga stüdyolarında ayna olmamasını, bakışı içe çevirme hali ile imgelememizden uzaklaşıp “ben”e odaklanmaya bir davet gibi düşünüyorum. Hayat boyu bitmeyen bu arayışta, ötekilikten kurtulma, kendi sesimi bulma ve kendi dilimi konuşma yolculuğumda yoga ve meditasyonun bana ışık tuttuğunu düşünüyorum. Acıya mesafelenen ve insanı veriye dönüştüren bu çağda kendimize bakmaya, kendimizle yüzleşmeye devam edelim; doğaya ve dünyaya hükmetmediğimiz bir dünyanın hayali ve umuduyla...  


16 Mayıs 2021 Pazar

MİNERVA AKADEMİ NÖROFELSEFE PSİKOLOJİ SEMPOZYUMU İKİNCİ KONUĞU DR. ELİF MUTLU İLE BAĞIMLILIKLAR

Minerva Akademi ‘nin düzenlediği Nörofelsefe Psikoloji Sempozyumu’nun ikinci konuğu bağımlılık konusunda çalışan Fransız Lape Hastanesi'nden psikiyatrist Dr. Elif Mutlu oldu. Bağımlılıklar nasıl gelişir? Genetik ve kültürel gelişmelerin bağımlılıklarımız üzerinde nasıl bir etkisi var? Bağımlılıkla nasıl baş edilir? 16 Mayıs akşamı Zoom üzerinden gerçekleşen sohbette, ilişkilerden politikaya uzanan bağımlılık gibi geniş bir konuyu irdeledik; iki saate sığdırmak zor olsa da satır başlarını ve not alabildiğim detayları burada paylaşmak isterim:

★ Merkezi sinr sistemini etkileyen maddeleri neden kullanıyoruz? Genetik boyutu, gelişim süreci (yetiştirilme tarzı), doğal çevrenin etkisi nedir?

★ Bağımlılık, bize iyi gelmemesine rağmen içinden çıkamadığımız şey diyebiliriz. İnsanlar çoğunlukla kendi bağımlılıklarının farkında olmuyorlar.

★ Bağımlılık, doğal seleksiyon ile ilgili bir bedel. Evrimsel süreç neticesinde sahip olduğumuz donanım ve anatomik mimarimiz bu maddelere cevap verebilecek nitelikte. Biz de maddelerden meydana geliyoruz. Vücudumuzda sigara, alkol içmemiz için özelleşmiş yapılar yok, ama aslında kafein, nikotin gibi bizde değişiklik yaratan tüm maddeler, vücudumuzdaki bir maddeyi tekrar ederek çalışıyorlar. Bizi bağımlı yapan maddeler, bu mekanizmalara kısa devre yaptırıyor. Bu maddeler, pusula yanına konmuş mıknatıs etkisi yaratıyor ve bu da davranış bozukluğuna yol açıyor.

★ Dopamin, seratonin, oktopamin  gibi beyindeki nörotransmitterler, yani korku, heyecan, mutluluk gibi duygulara araçlık eden protein yapıdaki bu maddeler, Homo Sapiens’ten bile daha eskiler. Bunların arkaik öncü formları başka canlılarda da var, hatta arılarda bile var. Beyin mimarisi öyle eski ki tarım devrimini, endüstri devrimini, dijital devrimi yaptık ama nörotransmitterlerimiz 100.000 yıldan daha yaşlı. Genetik evrimimiz yavaş ve yapımız modern hayata uyumlu değil.

★ Keyif ya da acı verici olarak sınıflandırabileceğimiz emosyonlar ne işe yarıyor? Tepkilerimiz ayarlamamıza yarıyorlar. Sonuç kaçınma davranışı bile olsa davranışımızı etkiliyorlar. Haz verici ise fırsatlara ve tatmin yaşamaya yönlendiriyor. İlişkilere, kaynaklara, statüye, bedensel bütünlüğe tehdit varsa acı verici emosyonlar ortaya çıkarak tehdit ve kayıplardan koruyor. Asıl önemlisi de bunların doğal seleksiyon açısından önemi olması. Yani biz iyi hissetmeyebiliriz, ama doğa için doğru olan bu. Yani doğanın mutluluğumuzla bir işi yok, bireyi değil türü koruyor, türün devamlılığını önemsiyor. Elif Mutlu’ya göre bağımlılık medeniyetin hastalığıdır ve şifası da yoktur.

★ Yemek, beğenilme, dostluk, statü gibi HAZ verenler; korku, suçluluk, utanç, öfke, kıskançlık gibi ACI verenler renk skalası gibi bir yelpazeye yerleşiyor. Bedenimizde bizi hazzın aşıırılığından koruyan bir mekanizma yok. Doğa, coşku ve neşemizi sınırlamıyor.

★ Eroin bağımlıları için ruhsal acı, anne kucağından yere düşmek gibi, kopmak gibi çok derin bir acı. Bırakamamaları fiziselden çok bu ruhsal yoksunlukla ilişkili.

★ Alışveriş, şekerli yiyecekler ya da video oyunları. Tüm bağımlılıklarda olmayan faydaya karşı vücudumuz sinyal üretiyor.

★ Bizi aşırı zevkten koruyan hiçbir sistemimiz yok.

★ Deneylerle anlaşıldı ki hoşlanma ve isteme farkı, bağımlılığı anlamak konusunda yardımcı. Hoşlandığın içn yapmak ile yapmak zorunda olduğun için yapmaya geçiş çok belirsiz. Hoşlanmamamıza rağmen istediğimizi fark etmek ise önemli bir ara mekanizma.  

★ Elif Hoca, “ben kafada bitirdim” ya da “iradem çok kuvvetli” diyenlere gülümseyerek bakarız diyor. Dediğine göre bağımlılık bitmez çünkü zaten kafada oluyor. İradeye gelirsek, o da çok kırılgan bir yakıt ve tek sıkımlık bir kurşun. İrade silahıyla insanın kendini değiştirebilmesi çok zor. İstekle başa çıkmak, hayır deme becerisini geliştirmek, ilaçlar, davranışsal tekniklerle gerekiyor.

★ Bazen alkolü bırakıp hacca gitmek gibi derin anlam değişikliğine gider kişiler. (Elif Hoca'nın verdiği bu örnek ile aklıma uyuşturucu kullanımını Kundalini Yoga ile bırakan meşhur bir eğitmen geliyor. Bu deneyimi yeni bir anlam dünyası inşası olarak düşünmemiştim daha önce.)

★ Dürtüleri ertelemek, hazzı ertelemek öğrenilebilir. Kısa vadeli çıkarları reddetme becerisi yaşla gelişir ve eğitimle ilgilidir.

★ Bağımlı olduktan sonra hayatınız aşınır. Eskiden sahip olduğunuz bazı kapasiteleri kaybedersiniz. Hücre düzeyinde de değişiklik olur.

★ Meditasyon, mindfullness, nefes çalışmaları ve konsantrasyon egzersizleri beyindeki hacimleri değiştiriyor. Travma sonrası stres bozukluğu gibi durumlarda bu çalışmalardan faydalanılıyor.

★ Değişmeye hazır olmayan birini değiştiremeyiz ve buna haddimiz de yoktur.

Elif Mutlu'dan öğrenmeye doyamadık. Bitirmeden önce son cümlenin altını çizmek istiyorum, çünkü yoga camiasında sıklıkla istenmeden tavsiye veren uzmanlar görüyorum. İtiraf etmem gerekirse bazen kendimde de bunu fark ediyorum ve bunun bir sınır ihlali olduğunu kendime hatırlatıyorum.

★★★★★★★★★★★★★★★★★★★★★★★★★★★

21 Mart 2018 Çarşamba

ilkbahar ekinoksu

Bu, birbirinden güzel insanlarla, hayatımda iyi ki varlar dediklerimle, yoga aracılığıyla daha da derinden bağ kurduklarımla baharı karşıladığımızın resmidir. Renklere kendi renklerimizi eklediğimizin, seslerimizi boşluğa bıraktığımızın, "yap"madan "ol"duğumuzun resmidir. 

Bugün ekinoks. Günler yavaş yavaş uzamaya başlıyor; ilkbahar tüm canlılığıyla geliyor. Doğanın yeniden canlanışına, doğurganlığa büyümeye ve berekete işaret eden bu günde, biz de çakra odaklı upuzun ve sakin bir ders yaptık. Bedenin dışarıdan nasıl göründüğüyle değil ne hissettirdiğiyle ilgilendik daha çok. Cenk Güçbilmez de Tibet çanlarıyla derinleştirdi son dinlenme pozumuzu. Sonra hep birlikte masaya oturduk, birlikte yedik, içtik, baharın gelişini kutladık. Birlikte olmak çok kıymetli.

Herkes hafiflemiş ve mutlu görünüyordu. Ben de onları kırmızı yanaklar ve duru bir yüzle uğurladım az önce. Ben de mutluyum.

Benzer bir deneyimi 7 Nisan cumartesi günü YogaŞala'da da yapacağız. Bekliyoruz.
Bu arada söylemeden geçmek istemem. Geçen sene bugün ilkbahar ekinoksunda sevgili arkadaşım Dilek Kepez'le birlikte adım atmıştık bu derslere. Büyüdük, çoğaldık, dönüştük ve devam ediyoruz... 

18 Mayıs 2016 Çarşamba

"YENİ"YE DOĞRU

Emre Ertegün, "Yeni"ye Doğru
Son zamanlarda doğada daha fazla zaman geçirmek geliyor içimden, bol bol yola çıkıyorum ve bahara teslim oluyorum. O zamanlarda içimde bir kımıltı oluyor, sanki zihin aradan bir çekilse, ah bir çekilse anlayacağız ki her şey çok basit ve bir yandan kelimelerle sınırlanamayacak kadar engin. Neden yoga yaptığımı, neden ders verdiğimi, her şeyi ama her şeyi sorguluyorum ve başka türlü yaşama olasılıkları üzerine düşünüyorum öte yandan. Birilerine sorarsanız "pişiyorum". Uzun yolculuklar beni çağırıyor. Bu haller içindeyken ve öğrenmeye bu denli açıkken, karşıma çıkan her şeye evet demeyi seçiyorum. Emre Ertegün'ün kitabı da böyle bir zamanda girdi hayatıma, oturdu karşıma. Bir rota sunuyor değil ama sunduğu kendi hikayesi "haydi" diyormuş gibi sanki. 

Geçtiğimiz hafta haritaların Çıralı dolaylarında dolaşınca ne zamandır merak ettiğim Flora Akdeniz Bahçesi'ni ziyaret etme şansım oldu. Samimiyetle kapılarını açan Ayşe ve Selahattin "YENİ"YE DOĞRU kitabının bir kopyasını bana uzatıp "armağan ekonomisi" kavramıyla tanıştırdı beni orada geçirdiğim birkaç saat içinde. Okudukça nedense ben de sizinle paylaşma isteği duydum içimde. Fiyat yerine "ederi yoktur, hediyesi çoktur" yazan bu kitapla tanışmak ve hayata güvenmeyi denemek isterseniz siz de, belki okumak istersiniz. Kitabın facebook sayfası dağıtım noktalarıyla ilgili bilgilere ulaştıracak sizi. 

Olur da bulamazsanız, bana bir mesaj atıverin. Elimden geleni yaparım. Yeter ki aşk olsun, özgürlük olsun… Hayat kısa.  

14 Aralık 2015 Pazartesi

Toprağa Dokun, Özünü Hatırla

WWF- I am Nature

Bu video yogadan bahsetmiyor ama, izlediğim anda paylaşmak istedim, çünkü yoga bana tam olarak bunları hissettiriyor. Yoga yaparken su olup akıyorum, çimenin kokusunu duyuyorum, toprağa dokunuyorum ve özümü hatırlıyorum. Seçimlerinizle gerçek doğanıza uyandığınız bir hafta olsun! 

---
Ben patronumdan gelen cevapsız çağrılar değilim
Ben posta kutumda bekleyen onlarca okunmamış e-posta değilim
Ben yapılacak işler listesi değilim
Ben facebook profilinde aldığım beğeniler değilim
Ve ben öğle tatilinde tükettiğim fast-food değilim

Ben omuzlarıma dökülen yapraklarım
Ben ayaklarımın altında duyumsadığım çimenim
Ağaçların arasından esen rüzgar
Taşların arasında akan suyum
Ben parmaklarımın arasından akan toprağım
Ben yaptığım seçimlerim

---
I am not the missed calls from my boss
I am not my dozens of unread emails
I am not my to do list
I am not the likes on my facebook profile
And I am not the fast food on my lunch break

I am the leaves falling on my shoulders
I am the grass beneath my feet
The wind blowing through the trees
I am the water flowing between the stones
The soil running between my fingers
I am the choices I make

----


1 Eylül 2015 Salı

Esas Zenginlik

Kuzey Ege, Mayıs 2015
 “Esas zenginliği ne kadar çok deneyimlersek, pençemizi o kadar gevşetebiliriz. Bu esas zenginliğe her an ulaşılabilir. Bunun anahtarı kendini bırakmaktır: gökyüzündeki bir buluta kendini bırakmak, gri kanatlı ufacık bir kuşa kendini bırakmak, çalan telefonun sesine kendini bırakmaktır. Oldukları haliyle şeylerin içindeki yalınlığı görebiliriz.” PEMA CHÖDRÖN, Her Şey Darmadağın Olduğunda, ss. 102

Bu yaz okuduğum kitaplardan biri de PEMA CHÖDRÖN’ün “Her Şey Darmadağın Olduğunda” adlı kitabıydı. Hayatın çıkmazlarında, zor zamanlarında yaşanan deneyimlerin nasıl gerçek bir dönüşümün tetikleyicisi olabileceğini anlatıyor. Fark edersek, kabul edersek, izin verirsek…   

(Fotoğraf, Mayıs 2015'te çıktığımız Kuzey Ege bisiklet turumuzdan)

31 Temmuz 2015 Cuma

Thoreau’nun Bilgeliğe Daveti

“Zaman yalnızca içinde balık tuttuğum bir akarsu. Suyundan içerim ve içerken kumlu dibini görüp anlarım ne kadar sığ olduğunu. Cılız akıntısı kayıp gider ama kalır sonsuzluğu. Ah, daha derinden içebilsem! Gökyüzünde bir balığım ben, altımda çakıl gibi yıldızlar... Tekini bile saymaya yetmez muhasebem. Alfabenin ilk harfini bile bilmem. Doğduğum kadar bilge olmadığıma üzülürüm her dem.”  Nerede ve Ne İçin Yaşadım, Henry David Thoreau, Notos Kitap, s. 116



Okumalı, düşünmeli Thoreau’nun sözlerini. Sorgumalı tükettiklerimizi, kendimizi, kentleri yeniden var etmek için içimizdeki kadim bilgeliği. 

14 Temmuz 2015 Salı

Fransa'da Kundalini Yoga Kampı


Toprak elementi günü, Domaine Le Martinet, St. Michel Les Portes
2015 yılı hayatıma Kundalini Yoga ve Meditasyon Eğitmenlik Programı’nı getirmiş, Ocak ayında katıldığım ilk kamp ile daha önce ara sıra derslere girmekle yetindiğim bu öğretiye biraz daha yakından bakma fırsatı bulmuştum. 3 kamptan oluşan programın 2.aşaması 4-12 Temmuz 2015 tarihlerinde Fransa Alpleri’nde, doğanın ortasında konumlanmış olan Amrit Nam Sarovar Okulu'nda gerçekleşti. Yoga Şala uzmanlarından Zuhal Özyurt’un düzenlediği bu program sayesinde, Türkiye’den katılan 22 kişilik bir ekiple oradaydık.


Amrit Nam Sarovar, Kundalini Yoga Okulu, FRANSA

Mısır’dan Estonya’ya, İngiltere’den Fransa’ya, Hollanda’dan Almanya’ya ve Ürdün’e kadar dünyanın bir çok ülkesinden gelen yaklaşık 300 kişi ile birlikte dağlarda geçirdiğim bu hafta, belki de hayatımın en uzun haftalarından biriydi. Hem de o denli doğa düşkünü, çadırda kalmayı seven ve zor koşullara dayanıklı olduğunu düşünen biri olmama ya da kendimi böyle algılamama ragmen... Neyse ki zaman dediğimiz şey geçiyor da 4 Temmuz’da başlayan sürecin sonuna kadar gidip 12 Temmuz 2015 tarihine ulaşmayı ve böylece programın 2. modülünü tamamlamayı başardık. 

Dağlarda gerçekleşen bu zorlu eğitim süreci boyunca, her gece yıldızların altında uyuduk. Karta Singh ile zaman kavramının yitip gittiği dersler yaptık. Her sabah bir bilinmezliğe uyanarak teslim olmayı, zor koşulların içinden geçerek yine de var olmayı deneyimledik. Belki de aslında var olmak için hiçbir şeye, hatta neredeyse nefese bile ihtiyacımız olmadığını öğrenecek kadar sınırlarda dolaştık. 
Tüm eğitimlerin yapıldığı büyük çadırın önündeki gölet


KORKULARIN SINIRLARI
Orada 5 elementi günbegün yaşayarak deneyimledim. Toprağı hissettim, suyla bir oldum, ateşin izinden gittim, havayla doldum, boşluğu yaşadım. Her birinin içimdeki karşılığını bularak kendimi başka bir boyutta anladım. “Gerçekten kimim ben?” sorusunun yanıtını ve korkularımın sınırını hiç bu kadar yakından deneyimlememiştim. Bana neredeyse bir ömür gibi gelen tüm bu süreçte Kundalini Yoga’nın oldukça güçlü deneyimler yaşattığına tanık oldum. Bir çok konudaki önyargılarım, değerlerim ve seçimlerim doğanın görüntüleri içinde biçim değiştirirken, ormanın tadını aldım, gökyüzünün sesini duydum. Ve tüm bunları ancak konfor alanımın dışına çıkarak, daha doğrusu bir anlamda zorla çıkartılarak deneyimledim. Zordu, ama iyi ki oradaydım diyorum. 
Amrit Nam Sarovar Kundalini Yoga Okulu, Temmuz 2015


Kundalini Yoga Uzmanlık eğitimi, diğer uzmanlık eğitimlerinden çok farklı. Bunu Pastoral Vadi’de tamamladığımız ilk modülde fark etmiştim ama Fransa’da gerçekleşen ikinci modül sonrası bunu çok daha net bir şekilde anladım. Hatta tam da aynı sebepten zihnimin bu duruma sıklıkla tepki verdiğini samimiyetle söyleyebilirim. 



Tüm katılımcılar için yemeklerin piştiği mutfak kısmı

BAMBAŞKA DENEYİMLER
Kampın ilk günü yanan ateş, son güne dek hiç sönmedi 
Kundalini Yoga Uzmanlık süreci bir eğitimden çok, içinden geçilen bir deneyim. Daha iyi ya da daha kötü diye nitelendiremem, sadece başka bir düzlem diyebilirim. Uykusuz ve yorucu geçen bu bir haftanın sonunda Pazar sabahı saat 4’te uyanıp, virajlı dağ yollarından geçip Grenoble’a, oradan Lyon havaalanına vardıktan ve İstanbul’a uçup eve gelip hafif bir şeyler atıştırdıktan sonra çayımı yudumlarken hızla deneyimimden arta kalan satırları yazmaya başladığımda, evet dedim kendi kendime, kesinlikle tüm yorgunluğuma rağmen çok dinlenmişim ve bazı alışkanlıklarımı St. Michel les Portes yakınlarındaki ağaçların dallarına bırakmışım anlaşılan... 

EVE DÖNÜŞ
İstanbul’a dupduru bir zihin ve sakinleşmiş bakışlarla döndüm. Sonrasını merak ettiğim yeni bir döneme adım atıyormuş gibi hissediyorum. Daha doğrusu her yeni gün içinde bu potansiyeli zaten barındırıyor ve Karta’nın dediği gibi, aslında “her adım ilk adım” ama ve şu anda bu bilince uyanmış gibiyim. Bir anlamda zihnimin “imkansız” dediği sınırları aşmanın yarattığı güvenle şimdi sevdiklerime daha yakın, hayat karşısında daha kararlı ve cesur hissediyorum.

Deneyimlerin en güzeli, bir hafta boyunca doğanın içinde olmak, sessizlikle buluşmak ve para kavramını unutmaktı...
Fark ettiklerime gelince, öğrenmenin sonunun olmadığını, doğanın müthiş bir öğretmen olduğunu ve sınırlarımızın sandıklarımızın çok ama çok ötesinde geçebildiğini söyleyebilirim. Ve artık biliyorum, doğru soruyu sorduğunda, daima cevabı gelecektir…

--------------------------------------------------------------------------------------------------------

Söylemeden geçemeyeceğim...
Dürüst olmak zorundayım. Kundalini yogada daha önce öğrendiğim bazı öğretilerle kimi zaman çelişen kimi zaman örtüşen bilgiler ve bana “iyi ama neden” sorusunu sordurtan, oldukça gereksiz bulduğum bir çok ritüel var. Kundalini Yoga Eğitmenlik Sertifika Programı ile hayatıma Sadhana (sabah 4’te uygulanan pratik), Seva (başkalarına hizmet etme), Japji (bir çeşit ilahi) gibi kavramlar girdi. Hepsi bana hala son derece yabancı ve kabul etmek konusunda hiç de hevesli değilim, özellikle de pratiğin Sih inancıyla yakın bağları beni son derece rahatsız ediyor ve daha uzak bir mesafede durmak istiyorum. Dürüst olmam gerekirse, bunlara uymayı sonuna kadar reddedeceğim ve sorgulamayı da elden bırakmayacağım. Eğitim boyunca da beyaz renk giymek ya da başı kapatmak gibi önerilere kendimi kapattım. Bu da benim için madalyonun diğer yüzü. Ama yine de gerçekleri konuşalım. Kundalini yoga son derece güçlü etkilere sahip ve kesinlikle benzersiz deneyimler yaşatıyor…

Eğer İstanbul'daysanız ve Kundalini Yoga öğrenmek istiyorsanız ve kundalini yoga hareketleri, kundalini yoga mantraları ile ilgili bilgi almak ya da kundalini yoga hocalık eğitimi ile ilgili danışmak istiyorsanız bağlantı kurabilirsiniz. Siz bir adım atın; kundalini yoga istanbul ailesi tüm sıcaklığıyla sizi kucaklasın.


Bir hafta boyunca evim olan çadırımın manzarası...


20 Mayıs 2015 Çarşamba

Türkiye'nin Kuzeyinden

Sivrice Sahili'nden Bektaş Köyü'ne doğru çıkarken...
Bisiklet üzerinde geçen üç gün ıhlamur ağaçlarının, hanımeli çiçeklerinin kokusunu; kuş seslerini, ilkbaharın sarısını, yeşilini, hercaisini armağan etti. 

Ege'nin kuzey ucunda, şehrin hızından, gürültüsünden, telefondan uzak bu zaman dilimi; sadece nerede uyusak, ne pişirsek kaygılarıyla hayatın en sade haline geri dönüş haliydi. 

Sivrice Sahili'nden çıkmak da iniş kadar müthiş bir deneyimdi



Bu akşamki 18.30 seansında bizi yola çıkaran da -varsa- bir sonuca taşıyan da bu olacak işte. Bu sadeliği hatırlamak ve onun bize hatırlatacaklarına alan açmak...

10 Aralık 2014 Çarşamba

Engellerimiz aslında bizim öğretmenlerimiz mi?


'GİTTİĞİN YOLDA ENGELLER YOKSA, BİL Kİ YANLIŞ YOLDASIN!' 

Doğa Okulu, Aralık 2014, Seferihisar, Eski Orhalı Köyü

Geçtiğimiz hafta sonunu Doğa Okulu'nda geçirdim. Oradaki köye yerleşen doğa tutkunlarının, doğanın kendisiyle ve tüm diğer insanlarla kurduğu mütevazi ilişkilerden çok etkilendim. Sadece yazılı değil, sözlü kültürü de korumanın peşindeler. Sohbet sırasında Güven Eken, köyün çobanı ile yürürken çobanın ağzından dökülen bir cümleyi aktardı “Gittiğin yolda engeller yoksa, bil ki yanlış yoldasın.” 

Doğa Okulu - Seferihisar, Eski Orhalı Köyü, Aralık 2014

Bu bana Patanjali’nin 8 basamaklı yoga yolundaki üçüncü niyama olan TAPAS’I hatırlatıyor; yani önümüze çıkan zorlukları büyümek için potansiyel bir alan olarak görmek. Yogiler hayattaki zorluklar sayesinde çeşitli bağımlılıklarımızdan (bu olumsuz bir düşünce kalıbı da olabilir) kurtulabileceğimizi, çünkü o deneyimi acı verici kılan şeyin aslında bizim yaklaşımımız ya da algımız olduğunu söylüyor. Çünkü aslında bize acı veren ya da hayatımızda "zorluk" olarak nitelendirdiğimiz şeyler, durumun kendisinden değil, kendi ezber düşünce modellerimizle yönelttiğimiz bakış açımızdan kaynaklanıyor. Bunu anlamaya başladığımızda, daha doğrusu fark etmeye başladığımızda bu anlar bizi büyümeye ve olgunlaştırmaya taşıyan deneyimlere dönüşüyor... Tabii ki izin verebilirsek. 

Her asana, bunu deneyimlemek için müthiş bir alan açıyor bizlere. Bugün ‘asana’ların arasında nefesimizle akarken bunu araştırıyor olacağız. Karşıma çıkan zorluklarla büyüyebilir miyim? Akşama görüşmek üzere!
Zeytinyağı Yamaklık Okulu II, 5-7 Aralık 2014



Zeytinyağı Yamaklık Okulu II, 5-7 Aralık 2014

Doğa Okulu, işte o yukarıda görünen beyaz bina. Bir zamanlar Eski Orhanlı Köyü'nün ilkokul binasıymış....



1 Aralık 2014 Pazartesi

Zeytinyağı Yamaklık Okulu II 5 - 7Aralık‏

Bu hafta sonu uzun olacak, 3 günlüğüne Seferihisar'daki Doğa Okulu'na gidiyorum. Yolculuğun her hali güzel, hele ki adımlar doğaya doğru ise... Matım ve uyku tulumum da benimle olacak, mütevazi bir yolculuk bu, doğadan öğrenmeye gidiyorum. Ayvalık'ta geçen uzun yazların tatlı bir yan etkisi olarak aşığı olduğum zeytin ağaçlarıyla kucaklaşacağım, onları dinleyecek, zeytin tanelerinin serüvenine tanıklık edeceğim.  Doğa Okulu'ndan Raziye İçtepe, o kadar güzel bir mail ile önden karşıladı ki bizi, belki gelecekte size de ilham verir, siz de bir çalışmaya katılırsınız oralarda diye düşünerek blogumda yayınlamak için izin istedim kendisinden. Evet, metin şöyle: 


Binlerce yıllık masallarda, hikayelerde hep onun adı geçer. Efsaneleri anlatılırken hep ölmezağacı diye anılır, çünkü ne zaman ölüm yaklaşsa hemen dibinden bahar kokulu bir sürgün verir ve hayat kaldığı yerden devam eder. Zamana inat zamansızlığın kanıtı; zeytin ağacı. Yüzyılları kabuğunda saklayan zeytin ağacı, meyvesiyle canlıları beslemiş, yağıyla karanlığı aydınlatmış, şifasıyla Anadolu mutfağının vazgeçilmezi olmuş. Bilgeliğin, barışın, sağlığın ve yeniden doğuşun simgesi; zeytin ağacı.

Yoğun başvurular nedeniyle Zeytinyağı Yamaklık Okulu’nun ikincisini düzenliyoruz. Katılımcılarımızla ilk gün Orhanlı Kocaköy’de bulunan Doğa Okulu araştırma binasında buluşacağız. Daha sonra Urla’da bulunan 2600 yaşındaki tarihi Klazomenai yağhanesini ziyaret edeceğiz. Zeytinyağının kadim döngüsüne 2600 yaşında olduğu bilinen ve en eski zeytinyağı işliği olarak tanımlanan Klazomenai’de şahit olacağız. O dönemlerde insanların zeytinyağını nasıl elde ettiğini gözlemleyeceğiz. Akşam üzeri Doğa Okulu’na geri döneceğiz. Akşam yemeğimizi yerken tarih boyunca zeytin ve zeytinliklerin önemi üzerine sohbet edeceğiz.

Kursumuzun ikinci günü, sabah kahvaltısını yaptıktan sonra köydeki geleneksel bir zeytinliğe gideceğiz. Zeytinlikte hasadın nasıl yapıldığını görüp biz de işin bir ucundan tutacağız. Zeytin hasadımız akşama kadar devam edecek. Zeytin ağacının dibi nasıl açılır, ağaca zarar vermeden zeytin nasıl toplanır gibi konuları kökleri yüzyıllardır bu coğrafyada olan köylülerimiz anlatacak. Akşam yemeğini yerken gün içinde yaşadıklarımızı tartışacağız.

Kursumuzun üçüncü günü ise hasat edilen zeytinin, taşbaskı zeytinyağı fabrikasında yağ haline gelişini izleyeceğiz. Taşbaskının önemini ve geçmişini konuşacağız. Fabrikadaki çalışmamızdan sonra, zeytinliklerin doğa ve insan için önemi hakkında sohbet edeceğiz. Zeytinliklerin azalmasıyla ortaya çıkabilecek sorunlar üzerinde konuşacağız. Kurs boyunca yaşadığımız deneyimlerden yola çıkarak genel bir değerlendirme yaptıktan sonra vedalaşacağız.


15 Eylül 2014 Pazartesi

Burgazada'da Yoga

Dün Burgazada’da gerçekleştirdiğimiz etkinliğin fotoğraflarını paylaşmaktan mutluluk duyuyorum. Bu etkinlik ile UNİCEF Türkiye Milli Komitesi’nin başlattığı Soma faciasinda ailelerini kaybeden işçi çocuklarına yönelik, OKUL ÖNCESİ EĞİTİM İÇİN DESTEK Kampanyası’na aktarılmak üzere bağış topladık.

Herkesin bu çalışmalardan farklı deneyimlerle döndüğüne ve birlikte doğada olmanın yeni farkındalıklar yarattığına neredeyse eminim. Günün sonunda herkes mutlu görünüyordu, ne de olsa birlikte olmak güzel. Yeni fikirlerimiz ve projelerimizle yola devam edeceğiz...  











18 Ağustos 2014 Pazartesi

#SOMAYIUNUTMADIK


#SOMAYIUNUTMADIK Doğada Yoga ekibi olarak UNICEF ile birlikte 14 Eylül'de bir etkinlik gerçekleştiriyoruz. Bisiklet (ya da yürüyüş) ile yogayı Burgazada'da buluşturacak bu etkinlik ile ilgili tüm detaylara etkinliğin facebook sayfasından ulaşabilirsiniz: 


Siz neler yapabilirsiniz kısmına gelince… 

1- Katılabilirsiniz 
2- Katılamayacak durumda olsanız bile bağış için bileklik satın alarak bağış yapabilirsiniz
3- Bu etkinliği sayfanızda, twitter hesabınızda, çevrenizde duyurarak (mümkünse başına kendi kişisel notunuzu ekleyerek) verebileceğiniz desteklerin en büyüğünü verebilirsiniz 
4- Basın-yayında tanıdıklarınız varsa, onlarla paylaşırsanız, daha büyük bir kitleye ulaştırmamıza ve gelecek projelerimiz için şimdiden bağlantılar kurmamıza yardımcı olabilirsiniz.

ne güzel olur...

İyi haftalar!





DOĞADA YOGA facebook sayfası için tıklayın







22 Temmuz 2014 Salı

yolda olmak


Myndos-Knidos-Kaunos... İki teker üzerinde sadece mekanlar değil aynı zamanda dönemler arası bir tura çıktık bu yaz. Bisiklet üzerinde olmak, tıpkı yoga yapmak gibi yavaşlama, bakma, görme ve daha fazla farkında olma imkanı tanıyor insana. Bu yolculuğun bana öğrettikleri kelimelere dökebileceklerimin ötesinde; belki gülüşüe, belki bir anlık bakışıma, belki sesimin tonuna yansıyacak bu değişim, belki de bu izler sadece bana kalacak.


Yolda olmak, içimdeki dağlara tırmanmak, 
kendi rüzgarımı fark etmek gibi...
Yolda olmak en temel bilgileri hatırlatıyor insana; mesela suyun ne kadar değerli olduğunu ya da aslında ne kadar azla yetinebildiğimizi... Bisiklet üzerinde taşıdığımız sadece bedenlerimiz değil aynı zamanda tüm kıyafetlerimiz, mutfağımız ve evimiz olduğundan, fazladan yapılan her alışveriş, gereksiz taşınan her eşya; yani geleceğe dönük her türlü kaygı kendi taşıdığım bir yüke dönüşünce, az tüketmenin önemini deneyimle görmüş ve hatırlamış oldum bir kez daha. 


O gece nerede uyuyacağımızı bilmeden; havaya, yolun durumuna, ruh halimize göre ilerledik. Kontrol etme çabasını bırakıp yola teslim olduk. Kimi zaman bir köy evinde konakladık, kimi zaman yıldızların altında, kimi zaman da nar ağaçlarının gölgesinde uykuya teslim ettik pedal çevirmekten bitkin düşen bedenlerimizi.

Kaunos-Dalyan
Doğanın cömertçe sunduklarını yedik, dalından kıpkırmızı karadutlar topladık, akan soğuk sular görünce soluklandık, farklı anlarda bizi selamlayan sincaplar, kaplumbağalar, yengeçler, cırcır böcekleri, çam kokuları eşlik etti akışımıza.  

Tabii insanın doğaya verdiği zarara da tanık olduk. Mesela asfaltta hunharca ezilmiş yılanlar, kanı yola akan bir kirpi, gidip gelen tekerleklerle paspasa dönüşmüş bir kedi ve yolda can vermiş, yavru bir yaban domuzu.

Yolculuğun varış noktası Dalyan oldu. İztuzu plajına varınca ilk olarak deniz kaplumbağaları rehabilitasyon merkezine uğradık. Orada insanın doğaya verdiği yaraları el yordamıyla iyileştirmeye çabalayan insanları görmek, belki de tüm yolculuğun en tüyler ürpertici deneyimiydi benim için.  Havuzlar içinde tedavi gören
İztuzu plajı'nda çalışan DEKAMER gönüllüleri, deniz kaplumbağası 
yumurtalarını kafesle korumaya alıyor
dev deniz kaplumbağaları ve onlara büyük bir özveriyle bakan gönüllüler tanıdım. Sadece otla beslenen bir tür olan yaralı deniz kaplumbağasına denizden ot toplamak için paletlerini alarak dalmaya giden bir gönüllü gördüm mesela, ya da sahil boşalırken ellerinde metal kafeslerle caretta caretta’ların yumurtalarını tilkilerden korumak için yol alan bir başka gönüllü grubuna şahit oldum. Yaklaşık 45 kiloluk bir kaplumbağayı kucağında taşıyan bir başka gönüllünün hikayesini dinledim. Misinalarla kolu kopan, kafasından darbe alan, balıkçı oltaları yutan, zarar gören bu güzel canlılar, bana bir kez daha doğaya karşı sorumluluğumuzu hatırlattı ve bunu paylaşma sorumluluğunu hissettirdi. Biz küçüğüz, ağaçlar büyük ve onlardan öğrenecek çok şey var...



Dekamer'de tedavi gören bir deniz kaplumbağası
Lütfen ürünlerin doğada yok oluş sürelerine göz atın ve aldığınız her nefes kadar attığınız her çöpün de bilincinde olarak yaşayın. Az tüketin, çok üretin!

İyi haftalar










Bu arada DEKAMER'de gönüllü olmak isterseniz: http://caretta.pau.edu.tr/

26 Mayıs 2014 Pazartesi

Ormanda Yoga

Enfes bir hafta sonu geçirdik çam ormanlarında. Çağın (Arslan) aşık olduğu doğaya insanları taşımayı kendine görev edinmiş harika bir insan. Kundalini yoga eğitmeni Zuhal (Özyurt) ile birlikte doğada kamp ve yogayı birleştirmek gibi sade ve güzel bir fikir üretmişler. Ben de bir an bile tereddüt etmeden katıldım onlara. Çadırlarımızı, uyku tulumlarımızı, iki gün boyunca yiyeceğimiz gıdalarımızı sırt çantalarına doldurup, evini sırtında taşıyan kaplumbağalar gibi düştük yollara. İstikamet, Bolu'da Abant yolu üzerindeki Dereceören Köyü'ydü. 

3 saatlik yürüyüşün ardından (ilk yarım saati zorlu bir tırmanış olmak üzere) kamp alanına vardık. Renk renk çadırlarımızı kurup ateş yaktık. Ardından zamanın nasıl akıp geçiverdiğini hiç anlayamadığımız iki saatlik bir yoga seansı. Önümüz, arkamız, sağımız, solumuz yeşil; üstümüz masmavi gökyüzü! Ateşte pişen çaylar, yemekler ve şehirde yaşamanın yan etkisi olarak kaçırdığımız parlak yıldızlar... Bu kamp dolayısıyla tanışan ve yoga & doğa aşkıyla hızla yakınlaşan küçük bir grup olarak çok iyi zaman geçirdik. 

Doğa her zamanki cömertliğiyle kucakladı bizi. Azla yetinmeyi, sabretmeyi, paylaşmayı öğretti. En çok da çöplerimizi yeniden şehre taşırken hissettim bunu. Şehirde yaşarken tüketimin etkilerini birebir hissetmiyoruz, ama orada ardımızda hiç iz bırakmamak için bir torba dolusu çöp ile alanı terk ederken ve önümüzde daha yürünecek yaklaşık 2 saatlik bir yol varken, az tüketmenin önemini hatırladım.

Pazar akşamı isle karışık çam kokusuyla  eve döndüm. Dağlardan topladığım papatyalarla taze bir bitki çayımı yudumlayarak fotoğraflara baktım. Ne kadar güzel insanlar var diye umutlandım hayata dair. Neyse ki yoga var, neyse ki her an dağlara çıkamasak da bedenimizin doğaya ait değil, doğanın ta kendisi olduğunu hatırlatıyor bize ve tüm canlılarla ve doğayla olan bağımızı kuruyor yeniden dağ, yukarı bakan köpek, kobra, güvercin, deve gibi asanalar aracılığıyla... 

Eylül ayında bu kampı tekrarlamak, dağlara dönmek niyetindeyiz. Katılmak, paylaşmak, parçası olmak isterseniz, lütfen bağlantı kurun!




Doğada kamp ve yoga, 24-25 Mayıs 2014 


Dereceören Köyü, Abant, Bolu

Zuhal Özyurt ile Kundalini Yoga 

Ateş, güneş, su... 

Doğanın kucağında yoga

Sabahki vinyasa dersinin ardından doğada savasana



Masmavi gökyüzünün altında




Bu kampın daha önce yayınlanmış ilanına ulaşmak için: http://ozguntanglayyoga.blogspot.com.tr/2014/04/baharla-birlikte-dogada-kamp-ve-yoga-24.html